Faizler düşsün..

Düşsün elbette. Ama kredi vermek için para gerekmiyor mu? Faizler düşünce parayı kimden bulacağız? Tasarruf kim edecek ki, o tasarrufları kredi olarak vereceğiz?

Yine döndük 2016-2018 faiz/enflasyon teorisine. Enflasyonu düşürmek için faizlerin de düşmesi gerekir fikrine.

Bu fikir bize dolar kurunu ekstra 3,10 liradan 7,20 liraya yükseltti. Bu fikir öncesi emsal ülkelerin para birimleri ile Türkiye’nin para birimi 2016 başında zirve yapmıştı. O tarihte;

1 dolar 3,07 Türk Lirası

1 dolar 4,17 Brezilya Reali

1 dolar 80 Rus Rublesi

1 dolar 17,0 G. Afrika Randı

1 dolar 4,15 Polonya Zloty

1 dolar 130,0 Arnavutluk Lekesi

1 dolar 19,0 Meksika Pesosu

Ve 1 dolar 14,0 Arjantin Pesosu ediyordu.

Bugün bu para birimlerinin hepsi ya 2016 zirvesinde ya da daha altında işlem görüyor. Sadece ve sadece Arjantin Pesusu 41,70 seviyesinde. Bir de TL 5,60’dan işlem görüyor. Real 3,82; Ruble 63,7; Rand 14,18; Zloty 3,78; Leke 108,5 ve Meksika Pesosu’da 19,01’den haftayı kapatmıştır.

***

Burada bir grafik veriyoruz. Grafikte kısa vadeli piyasa faizleri ile yıllık ortalama enflasyonu görüyoruz. Buradaki enflasyon 12 aylık ortalama enflasyon ile son 12 aylık basit enflasyonun ortalamasıdır.

Şöyle izah edelim: Haziran sonunda 12 aylık ortalama enflasyon %19,9’dur. Son 12 aylık basit enflasyon ise %15,7’ye gelmiştir. Her iki enflasyonun ortalaması ise %17,8 etmektedir. İşte bu grafik hem 12 aylık ortalama enflasyon, hem de basit enflasyon ortalamasından alınmıştır.

Haziran ortalaması itibariyle piyasa faiz oranı %21,58’e gelmiştir. Aynı dönemde ortalama enflasyon ise %17,80 seviyesi ile %17,5 reel faiz vermektedir.

Şimdi bu hesabı eski yıllara uygulayalım:

2004 yılı

Faiz %24,7 - Enflasyon %12,5 - Reel fark %49,2 - GSY Büyüme %9,6

2005 yılı

Faiz %16,4 - Enflasyon %8,3 - Reel fark %49,2 - GSY Büyüme %9,0

2006 yılı

Faiz %17,9 - Enflasyon %9,1 - Reel fark %49,0 - GSY Büyüme %7,1

2007 yılı

Faiz %18,3 - Enflasyon %9,2 - Reel fark %49,6 - GSY Büyüme %5,0

Dikkat ederseniz 2004-2007 arasında piyasa faizi ile enflasyon arasında yüzde 49,0 civarında sert bir fark oluşmuş. Zaten grafikten de bu görülmektedir.

Merkez Bankası da 2004 yılında borç verme faizini yüzde 29,0 seviyesinden 22,0 seviyesine indiriyor. Piyasa faizi ile orantılı bir işlem söz konusu.

2005 yılında da yüzde 17,50’ye kadar faiz indiriyoruz. Tabii ki yıl içinde değişik tarihlerde 50-100 baz puanlık indirimlerle. 2006 yılında ise piyasa faizleri ile beraber yine MB’de faizleri artıyor ve yüzde 22,50’ye çıkartıyor.

Kısaca 2004-2007 yıllarında oldukça ciddi bir reel faiz dönemi yaşanıyor. Ama aynı tarihler AK Parti ekonomi yönetiminin de en başarılı olduğu dönem olarak görülüyor.

İlginç değil mi?

19-07/07/1-1562532283.jpg

Buradan şunu söyleyebiliriz: İyi bir ekonomi yönetimi için sadece faizlerin belirleyici olmadığı, aslında diğer faktörlerin faizlerin de çok üzerinde etkili sonuçlar verdiği görülebilir. Hatta 2004-2007 arasında maliye politikası bile çok sağlam duruş sergilemiş ve bütçede GSYH/Faiz Dışı Fazla hedefi büyük oranda tutturulmuştur.

Bu oran bugün ne demektir biliyor musunuz? 3,8 trilyon lira olan GSYH’nın yüzde 6,5 oranında bütçe faiz dışı vermelidir. Bu tutar bugün bütçede faiz dışı fazlanın 250 milyar lira olması demektir.

Oysa bütçe ilk 6 aylık Hazine gerçekleşmelerine baktığımızda durum şu:

Gelirler 417 milyar 735 milyon lira

Giderler 497 milyar 960 milyon lira

Faiz dışı açık 30 milyar 106 milyon lira

Faiz dahil açık 77 milyar 863 milyon lira.

Yani ortada bırakın faiz dışı fazlayı, bütçe darmadağın şekilde bir açık vermektedir. Hatta bu bütçede Merkez Bankasından ekstra 26 milyar lira gelir aldığımızı, hatta imar barışı ve bedelli askerlikten de bir seferlik gelir aldığımızı unutmamamız gerekiyor. Ama giderler sürekli ve devam edecek şekilde ayarlanmıştır.

Bu arada 2007 Ocak-Haziran Hazine Nakit gerçekleşmesine de bakalım:

Gelirler 85 milyar 644 milyon TL

Giderler 98 milyar 615 milyon TL

Faiz Dışı Fazla 12 milyar 953 milyon TL. Yani bütçe gelirlerinin yüzde 15,1’i oranında FDF verilmiştir. Bu oranı 2019 yılına uygulamış olsaydık FDF -30 milyar 106 milyon TL açık verme yerine, 63 milyar fazla vermiş olmalıydı.

DOLARİZASYON ETKİSİ

Parayı kimden ve nasıl bulacağız?

Belki de en önemli sorun bu.

2018 yılı Ekim sonunda 1 trilyon 026 milyar lira olan TL mevduatları Haziran 2019 sonunda 1 trilyon 032 milyar lira oldu. Aradan geçen 9 ayda TL mevduatları işleyen faiz kadar bile artmadı.

2018 yılında tahvil faizleri bile yüzde 22,8 ortalamaya gelirken, TL mevduatları sadece yüzde 10,4 artış gösterebildi. Oysa 2019-II dönem itibari ile son bir yılda tahvil faizlerinde yüzde 23,0 ortalama görülmesine rağmen TL mevduatları sadece yüzde 2,2 artış gösterebildi.

Bu şu anlama geliyor:

Mevcut TL faizleri bile düşen enflasyona rağmen hala Liraya olan cazibeyi artıramıyor. Faizlerin yüksek olduğunu iddia ettiğimiz bu dönemde dahi vatandaş parasını dövizde değerlendirmeyi tercih ediyor.

Döviz hesaplarını gösteren grafikte görüleceği üzere Ekim 2018-Haziran 2019 arasında Yurtiçi Yerleşiklerin döviz hesapları 151 milyar dolardan 185,5 milyar dolara yükseldi. TL faizinin daha da düşmesi ile yerli yatırımcıların döviz varlıklarını bozması ve TL mevduatına geçmesi ne kadar beklenebilir?

Ekonomide piyasa açısından asıl sorunun FAİZ değil GÜVEN olduğunu tasarruf sahiplerinin davranışından görebiliyoruz.

KÖPRÜ BİLE DOLARLA

Bugün en fazla tartışılan meselelerden biri de kur maliyeti mi; yoksa faiz maliyeti mi? Bu tercihte söylenebilecek tek bir cümle var: Hükümetin yaptırdığı bütün Kamu Özel İşbirliği Projelerinin fiyatı dolar veya euro üzerindendir. Yani bugün Osman Gazi Köprüsü, Yavuz Selim Köprüsü, Avrasya Tüneli, 3. Havalimanı, Şehir hastaneleri, Yeni havalimanları vs vs tamamı döviz üzerinden  garantili fiyatlandırılmaktadır.

Bu açıdan da bakıldığında bir el aracılığı ile dövizde düşüşün fazla istenmediğini de düşünebiliriz.

Not: Aslında bu yazı için yapılan çok geniş çalışmalar ve tablolar var. Sayfa sığmayacağı için burada kesiyorum. Daha geniş bilgileri TV5’de bu Perşembe akşamı sunmaya çalışacağım.

19-07/07/2.jpg

  • Abone ol