Verilen kararlara bakıyoruz. Nerede ise her bir karar bir başka kararın tam tersi.

Bir mahkeme diyor ki; “Burada ortaklık var, yani faizli bir para ilişkisi yok.”

Bir başka mahkeme “Burada ortaklık gibi gözükse de aslında yüksek kar payı vaadi ile faiz ilişkisi kurulmuştur” derken bir diğeri ise “Ortaklık var ama aslında vaat var ve bu nedenle işleyen faizle para alınır ama ortaklıkta sürer” kararı veriyor. Başka bir mahkemenin kararı da “Zaman aşımı çoktan doldu, artık bir dava olamaz” şeklinde.

Oysa yanı başındaki mahkeme de “Burada  temel hukuk zaman aşımı dese bile bu davada zaman aşımı olamaz” görüşünde.

2009 yılına kadar Yargıtay bile tersi yönde karar verirken, sonradan ne olduysa kararlar değişmeye başladı. 

***

Örneklerle aktarayım;

Mahkeme: “Davacının gerçekten ortak olup olmadığı konusunda çekişme varken mahkemenin bu konuda tam tespit yapmadan davacının ortak olduğuna karar vermesi doğru değil.”

Yargıtay: “Davacı primli pay senedi almışsa, buna ilişkin genel kurul kararı alınıp alınmadığı incelenmesi lazım. Eğer bu karar yoksa hisse senedinin üzerinde yazılı nominal değer ile senedin satış tutarı arasındaki farkın ortağa ödenmesi lazım.”

Yine Yargıtay: “SPK ve ticaret hukuku uzmanlarından bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacının aslen mi devren mi ortak olduğunun araştırılması gerekir. Primli hisse senedi çıkarılması yönünde bir genel kurul kararı var mı? bunun araştırılması gerekir, karar yoksa nominal değer ile satış değeri arasındaki farkın davacıya ödenmesi gerekir.”

Aynı Yargıtay: “İnceleme neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde eylemin, Bankalar Kanunu’nda belirtilen izinsiz mevduat toplamak kabul edilerek karar verilmesi gerekir.”

Yine Yargıtay: “Sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre karar verilmesi gerekir.”

Son olarak Yargıtay: “Davacı ortak değildir, olayda haksız fiil vardır, yatırdığı paranın  faizi ile birlikte davacıya iade edilmesi gerekir. Her ne kadar haksız fiil zamanaşımına uğramışsa da, medeni kanundaki dürüstlük kuralı göz önünde alındığında bu davada zamanaşımı uygulanmaz”

Öyle mahkeme kararları var ki, mesela bir kararda da şöyle deniliyor: “Borsaya kayıtlı dahi olsa kişi ortak değildir.”

***

Ortada bir hukuk fırtınası esiyor. Elbette adalet hukuk ile tecelli edecektir. Ama dün yazdığım gibi, burada bir ekonomik sorun var ve bu sorunu en iyi bilen sistemin bağımsız üst kurulu olan SPK’dır.

O nedenle SPK’nın hukuki süreçler noktasında Kombassan davasında belirleyici rol üstlenmesi beklenirdi.

Bu konu şu açıdan çok önemli. Bu tür para toplayan 70’e yakın şirket zaten baştan dolandırıcıydı ve büyük mağduriyetler yarattı.

Yaşayan ve değer yaratan birkaç şirket kaldı.

28 Şubat sürecinde zaten bu şirketlerin ciddi mal varlıkları iç edildi. Buna rağmen ayakta kalanlardan 3-5 şirket var.

Geçmişte hem kaynak temini hem de kaynak kullanımı açısından çokça eleştirilecek noktalar bulunabilir. Ama bugün yaşıyorlar ve değer oluşturuyorlar.

Borsada işlem görmeye başladıktan sonra da ortaklara hisseleri satma fırsatı doğmuş oldu. İsteyen satar, isteyen yeni hisse alır.

Ama iş hukuki süreçte tabiri caiz ise kilitlendi. Değişik değişik ve farklı farklı yargı kararları geliyor.

Almanya’da bile alınamayan kararlar Türkiye’de alınmaya başlandı. Almanya bu süreci kısa sürede çözdü, bitirdi. Hatta bu davaların Türkiye’de yankı bulması ile özel hukuk büroları da çalışmaya başladı.

Çünkü pasta büyük ve siyasi. Siyasi olduğunu da şuradan görüyoruz: Bu hukuk bürolarının bir çoğu kampanyalar eşliğinde farklı görüşten olmalarına rağmen bu işe geliyor.

***

Sürecin bitirilemeyişi de şu açıdan önemli: Mesela Kombassan’da 5 bine yakın çalışan var.

Ayrıca şirketin kurucu diye kabul edilecek 70 bin ortağı daha var.

Bir de borsadan hisse almış sayısı 10 binleri geçen yeni hissedarları var.

Herkes ağzını açmış kararları takip ediyorlar. Acaba ne olacak?

Yargıtay bile önce zaman aşımı var diyor; sonra zaman aşımı geçmemiştir diyor. Ama her bir karar binlerce ailenin ekmeğini ilgilendiriyor.

Ayakta kalanı yaşatmak mı önemli; yoksa bitirmek mi önemli.

Yapmak yıllar sürebilir ama yıkmak bir kaç dakikalık iştir. Yapıcı mı olunacak; yoksa yıkılsın 300-500 dava açan mı kazansın?

Bir karar alırken şu noktaları da bilmekte fayda var:

* Kombassan Holding, 28 Şubat döneminden itibaren büyük zararlar etmeye başlamış ve nihayetinde toplam sermayesinin büyük kısmı zararlarla yok olmuştur.

* 2007 yılında gerçekleşen yönetim değişikliği sonrasında ise toparlanma sürecine girilmiş ve şirketler tekrar kar eder hale gelmiştir. 2012 yılında ise holding hisseleri Borsa’da işlem görmeye başlayarak ortaklara hisse senetlerini satma imkanı sağlanmıştır.

* 2018 yılı itibariyle şirketin faal 32 tesisi, 2,2 milyar TL konsolide cirosu, 4 bin 600 çalışanı ve Türkiye’de ikinci 500 arasına giren 5 şirketi bulunmaktadır.

* Şirketin şu andaki mevcut net mal varlığı 1.815 milyon TL olarak hesaplanmaktadır. Dolayısıyla bir hisse için 40 euro ödemiş bir ortağın hissesinin fiili karşılığı  42,5 TL’ye düşmüştür.

* Kombassan’a ortak olan her kişi kar/zarar ortağı olarak ortak olmuştur. Mahkeme, dava açan kişilerin ortak olmadığına ve yatırdıkları 40 euro’nun faiziyle birlikte iadesine karar vermektedir. Bu durumda dava açan bin 200 kişi, dava açmayan 69 bin kişinin hakkını almış olacaktır.

* Dava açıp kazanan ortaklar ise hiçbir zarara katılmadıkları gibi paralarını bir de faiziyle birlikte tahsil edip geriye kalan 69 bin kişinin malvarlığının daha da azalmasına neden olacaklardır.

* Bu haksız paylaşım, dava açmayan ortaklar  aleyhine büyük bir adeletsizlik ortaya çıkaracaktır.

* Borsa’dan hisse senedi alarak şirketimize ortak olan çok sayıda yeni ortak, yabancı fonlar ve kurumlar vardır. Mahkeme kararları ile bu ortakların malvarlığı haksız bir biçimde  dava açan eski ortaklar lehine azaltılmış olacaktır.

Bugün savunma sanayinde olsun, yurtdışı yatırımlarda olsun ortada bir değer var. Bu değer yaşasın ve büyüsün mü; yoksa geçmişin izlerini de beraberinde getirip silinip gitsin mi?

Karar sizindir!

  • Abone ol