Kur şoklarına bağlı yakın tarihte iki kriz yaşadık. İlki Nisan 1994’deki kur şoku ve ekonomik kriz oldu.

1990 yılında 12.950, 91’de 13.593, 92’de 14.715 ve 93’de 15.345 milyar dolar ihracatımız oldu. Göreceğiniz gibi üç yıl içinde ihracatımız sadece yüzde 18,4 artış sağlamıştı.

Kur şoku ile daralan iç talebin de etkisi ile 94 yılında ihracatımız sadece 1 yılda yüzde 18,0 artışla 18 milyar 106 milyon dolara yükseldi. Ertesi yıl ise 21 milyar 637 milyon dolara çıkarak son 2 yıllık ihracat artışı yüzde 41,0’e ulaştı.

İkinci kur şokuna dayalı krizi Şubat 2001’de yaşamaya başladık. 1997 yılında 26.261, 98’de 26.974, 99’da 26.587 ve 2000 yılında 27.775 milyar dolar ihracatta bulunduk. Göreceğiniz gibi üç yıl içinde ihracatımız sadece yüzde 5,8 artış sağlamıştı.

Kur şoku ile daralan iç talebin de etkisi ile 2001 yılında ihracatımız sadece 1 yılda yüzde 12,8 artışla 31 milyar 334 milyon dolara yükseldi. Ertesi yıl ise 36 milyar 059 milyon dolara çıkarak son 2 yıllık ihracat artışı yüzde 29,8’e ulaştı.

2008-09 krizi bir küresel kriz olduğundan ve yurt içinde kur şoku oluşturmadığından benzer gelişmeler zaten beklenemezdi.

***

Şimdi son yılların ihracatına bakalım:

2012: 152 milyar 462 milyon dolar

2013: 151 milyar 803 milyon dolar

2014: 157 milyar 610 milyon dolar

2015: 143 milyar 839 milyon dolar

2016: 142 milyar 530 milyon dolar

2017: 156 milyar 993 milyon dolar

2018: 167 milyar 921 milyon dolar

Son 6 yılda ihracatta sağladığımız büyüme sadece ve sadece 10 milyar dolarcık. Ya da oran olarak verirsek 6 yılın toplam ihracat artışı yüzde 10,1.

***

TÜİK verilerine göre 2019 yılı ilk 6 ayında ihracatımız 83 milyar 716 milyon dolara ulaştı. Geçen yılın ilk 6 ayında ise 82 milyar 163 milyon dolarlık ihracatımız vardı. Onca kur şokuna ve daralan iç talebe rağmen ihracatta artış sadece ve sadece yüzde 1,9 oranında kaldı.

Benzer krizler yaşadığımız 94 ve 2001’de ihracat artışları ilk yıllarda çift haneli iken bu sefer bırakın tek haneyi, nerede ise aynı seviyede kaldı.

Bundan tam 7 yıl önce; yani 2012 yılının ilk 6 ayında ortalama dolar kurunun 1,80’lerde olduğunda 74,3 milyar dolar ihracat yapan Türkiye’de, şimdi kur 5,80’de ve ihracatımız 83,7 milyar dolar.

İhracatta resmen tıkandığımız ortada.

Adeta yaprak kımıldamıyor. Oysa AK Parti 2002 yılında 36,1 milyar dolar ihracatı 2008 yılında 132,0 milyar dolara taşımıştı.

Hatırlayın o süreci: Avrupa Birliği yolunda nasıl demokratik adımlar atılıyordu. Yumuşak güç kullanımı ile etkinliğimiz ne kadar yüksekti.

Bugün ağzımızdan silahtan başka bir söz, dost-düşman ikileminden başka bir açıklama çıkmıyor. Yani zayıfladıkça gücümüzü sertleştirdik.

Dış politikanın çok değişken dost-düşman ülke listeleri bizim ekonomide (ihracatta) yaşadığımız tıkanmanın bir başka boyutu. Daha dün İsrail ile enerjide büyük işbirliği diye İstanbul’da poz verirken, bugün İsrail adını ağzına alan muhalefet toplumda linç ettiriliyor.

Trump geldiğinde şaklayan eller-manşetler bir süre sonra düşman Trump manşetlerini attı. Ve Trump yine dost...

Liste sürekli değişiyor.

Bugün son listeye baktığımızda en fazla ithalat yaptığımız ve en fazla dış ticaret açığı verdiğimiz Rusya ve Çin’in dibindeyiz. Ne bulacaksak...

***

Bundan 5-6 yıl önce Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) inovasyon kongresinde Prof. Dr. Davut Kavranoğlu “Daha çok limon, daha çok hıyar satarak ihracatı artırmanın hükmü yok” diyerek uyarmıştı. Ben o konuşmanın tamamını herkesin izlemesini isterim. Tarihi uyarı içeren bir konuşmaydı.

İhracatta yaşanan tıkanmanın tek nedeni dış politika değil elbette. Mesela sanayi üretimi ile kapasite kullanım oranını karşılaştırdığımızda şunu görüyoruz: Ülkemizde çok ciddi bir üretim kapasitesi kaybolmuş. Yani fabrikalar kapanmış. Daha düşük üretim düzeyinde daha yüksek kapasite kullanımı bunu gösteriyor.

“Ankara’nın şişmanlığı” ekonomimizde ciddi bir engel. Çok yüksek kamu mali yükü üretim şirketlerini ve ihracatı tıkıyor.

Kısaca sorunlar yazmakla bitmiyor.

Tıkanmış ekonomiyi bile meydanlarda sürprizler var diye satabiliyorsak hiç sorun yok. Zaten mesele de bu: Kırsal zihniyet sorunları da anlamıyor, çözüm de aramıyor.

O zaman biz niye uğraşalım ki?

  • Abone ol