Merkez Bankası Para Politikası Kurulu faiz kararlarını “Önden Yüklemeli” aldıklarını açıkladı. Ve böylece son üç faiz indirimi 1000 baz puan, yani yüzde 24,00’den yüzde 14,00’e gelmiş oldu.

2003-2017 yıllarında ilk 9 aylık enflasyon ortalaması (yılbaşına göre) %4,75; oysa bu yılın ilk dokuz aylık enflasyonu %8,42.

İlk dokuz ayda %5,09 olan ortalama enflasyon yıl sonunda %8,54 oluyor. Bu hesaba göre doğru orantı devam ediyorsa yıl sonu enflasyonumuz %14,1’e geliyor.

Aslında bırakın doğru orantıyı, ortada yeni yapılmış kamusal zamların birincil ve asıl ikincil etkileri de durmaktadır. Yani henüz haneye yazılmamış kamusal zam enflasyonu bizi bekliyor.

Mesela enerji zamlarında maliyet etkisinin tüketici fiyatlarına yansımasını henüz nerede ise hiç görmedik.

Aylık enflasyonda ise kasım ve aralık aylarında geçen yıl ters baz etkisi ile fiyatlar %1,44 ve %0,44 düşmüştü. Oysa bu son iki mevsimsel aylarda gıda fiyatları başta olmak üzere mevsimsel etkilerle fiyatlar yükselmektedir. Eylül ayındaki artı baz etkisi ile önden indirdiğimiz faizlerle kasım-aralık aylarında asıl yüzleşmeyi yaşayacağız.

Şu anki hesaba göre Türkiye’de reel faizler sıfırdır. Hatta TÜİK’in enflasyon hesabındaki ağırlık oynamalarını çıkarttığımızda bile enflasyonun 1,5 -2,0 puan daha yüksek olduğunu daha önceden yazmıştık. İşte o gizli enflasyonu da hesaba kattığımızda yıl sonunda reel bir yüzde 15,5-16,0 enflasyon bizi bekliyor olabilir.

Ama faizleri önden yüzde 14,0’e yükledik bile.

***

İkinci bir tablo ise para arzı.

M1 yılbaşına göre %28,1 artmış.

M2 ise yılbaşına göre %20,1 artış göstermiş.

M3’de ise yüzde 22,5 artış var.

Para artıyor ama enflasyon artmıyor. Ya da çok sınırlı artıyor. CDS’ler yüksek ama reel faizler sıfır, hatta eksi 1,5-2,0 seviyesinde.

İnanın muhteşem bir denge.

Mesela yılbaşına göre yabancı para (YP) mevduatları tam 31 milyar 435 milyon dolar artıyor ama kur da yükselmiyor.

Bu tablo da çok başarılı bir dengeyi gösteriyor.

Yine Merkez Bankası sanayi üretiminin yüzde 3,6, tüketimin ise yüzde 4,3 azaldığı dönemde ekonomi düzeliyor diyor.

Tüketici Güven Endeksi’nin tabiri caiz ise diplere demir attığı tabloya bakarak “iyi şeyler oluyor” diyebiliyoruz.

Kesinlikle çok farklı bir gözle bakıyor ve de bu göze göre de çok farklı bir piyasa oluşturuyoruz.

Umarım tahkim ettiğimiz kaleler, pardon piyasalar kağıttan kaleler gibi olmaz.

İzleyip görelim...

FUTBOLCU VERGİSİ

Geçen hafta cuma günü yazmıştım. Bir asgari ücretli 35 yıllık çalışma hayatın boyunca  ancak 850 bin TL kazanabiliyor. Oysa bir yılda bu paradan daha fazla kazanan futbolcular vergi dışında ama asgari ücretli vergi içinde.

Verginin koruduğu eli silahlı futbolcuları yargı da koruyabiliyor.

Yeni vergi yasasında yıllık kazancı 500 bin TL’nin üzerinde olan futbolcular olmak üzere sanat sahipleri de vergi ödemeye başlayacak.

Çok önemli ve başarılı bir çalışma. Umarım daha da geliştirilir.

Emlak vergisi konusu...

Emlak değeri 5 milyon liranın üzerinde ise yüzde 1 vergi geliyor.

Aslında emlak vergisi konusunda da daha geniş çalışmaya kapı aralaması dileği ile çok önemli bir adım daha atılmış oluyor.

Ülkede risk alarak iş yapan, istihdam yaratan sermaye vergi olarak desteklenebilir. Buna karşılık rant üzerine yatan sermayenin ise vergisel olarak ağır yükümlülüğe girmesi gerekirdi. Maalesef ülkemizde tam tersi politika izlendi. Yeni emlak vergisinin de bu konuda hayırlı bir giriş olmasını diliyorum.

Şirketlerin kullandığı ve vergiden düşülen lüks araçlar-yatlar-katlar var. Araçlara vergi indirimi sınırı geliyor. Kısaca sermayeyi lükse değil, işletmeye kullanın deniliyor. Çok önemli bir adım daha.. Ama umarım aynı hassasiyeti kamudaki lüks itibar tüketiminde de uygularız. Çünkü Ankara şişman ve lükse düşkün kaldıkça, toplumun verimliliğe odaklanması zor olacaktır.

Sonuç: Yeni vergi paketi ekonomi açısından olmasa bile adalet açısından başarılı bir çalışma.  Faiz konusunda aceleci tavır ne kadar bizi sıkıntıya sokacak bilmiyorum ama vergi konusu özlenen bazı adımlar olarak görülebilir.

  • Abone ol