Yaklaşık olarak yılın başında, 06 Şubat 2019 günü şunları yazmışım: 

“Bugün bile 4 milyona dayanan işsizlik çok ciddi bir sosyal problemdir. Yarın bu sayı 5 milyona geldiğinde ne yapacağız? Sosyal sorunları, intiharları, boşanmaları, aile içi geçimsizlikten doğan cinayetleri vs vs nasıl çözeceğiz?”

***

Özellikle 2015 yılından beri giderek sertleşen bir ekonomik analiz içerisindeyim. Çünkü fırtına geliyordu ve kimse gelen fırtınayı umursamıyordu. 

Ve fırtına geldi...

Ama bu sefer de köşklerde, sağlam duvarlar arkasında olanlar fırtınayı kabullenmiyor. Gelir-geçer gözü ile “fırtına var” diyenleri bile “teröristle” eşdeğer değerlendiriyorlar. 

***

Evet, giderek uyarı tonumuzu zaten tam da bu yüzden artırdık. Krizi bile kabullenmeyince sorunları nasıl çözeceğiz? 

Hani teşhis tedavinin yarısıdır ya, teşhis koyamıyoruz teşhis. 

Bu teşhis koyamamanın bir nedeni de TÜİK’in hesap değişim yöntemleri oldu. Artık sorunları daha toz pembe görüyoruz. 

Bakın size TÜİK’in İşsizlik hesap yöntemi farklılığını bir kaç veri ile izah edeyim:

2014 öncesi hesap yöntemi ve 2014 sonrası hesap yöntemi. Karşılaştırılan yıllar 2005-2013 arası toplam veriler.

2014 öncesi hesap yöntemine göre 2005-2013 arasında tablo şu (Parantez içi rakamlar ise 2014 sonrası hesap yöntemi sonuçları): (Bin kişi)

15+ yaş nüfus: 466.461 (468.455) 

İşgücü: 224.849 (215.840) 

Çalışanlar: 200.748 (194.656)

İşsiz: 24.100 (21.184)

Tablodan görüleceği üzere, hesap değişimi ile işgücü piyasasında kabul edilen insanların sayısı 9 milyon kişi azalmış. Böylece işsiz sayısı da 2 milyon 916 bin kişi kağıt üzerinde düşmüş oluyor. 

Olayı şöyle izah edelim. 

Eski hesap yöntemi ile 2005 yılında 2 milyon 388 bin olan işsiz ve yüzde 10,6 görülen işsizlik oranı yeni hesap yöntemi ile hemen düşüveriyor. Yeni hesap yöntemine göre meğerse 2005 yılı işsiz sayısı 2 milyon 058 bin ve işsizlik oranı da yüzde 9,5 olmuş. 

Aynı rakamlar 2006-2013’e kadar devam ediyor. Eski hesap yöntemi ile yeni hesap yönteminde işsizlik oranlarını verelim. (Parantez içi rakamlar yeni hesap yöntemi sonuçları)

Ya da şöyle izah edelim: 2005-2013 arası işsizlik oranı ortalama yüzde 10,7 gözükürken, yine aynı yılların işsizlik oranı yeni bir hesap yöntemi ile yüzde 9,8’e düşmüş oluyor. Yani kağıt üzerinde hesap yöntemi değişimi ile işsizliği zaten yaklaşık yüzde 10 düşürmüş olduk. 

Gelelim bugüne;

Bugün (Temmuz 2019) işsizlik oranı yüzde 10 düşürülmüş hali ile yüzde 13,9 seviyesindedir. İşsiz sayısı ise 4 milyon 596 bine ulaşmıştır. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı ise yüzde 14,3 ve işsiz sayısı da 4 milyon 677 bine yükselmiştir. 

Kısaca bu rakamları eski hesap yöntemi ile karşılaştırmaya çalışırsak üzerine bir yüzde 10 daha eklememiz gerekiyor. Bu durumda da işsiz sayısı 5 milyonu geçerken, işsizlik oranı da yüzde 15,3 -15,7 aralığına yükselmektedir. 

***

Gelin daha da eski hesap yöntemi ile 2001 krizinin yol açtığı oranlara bakalım: 

2001 yılı işsiz sayısı 1 milyon 967 bin kişi ve işsizlik oranı da yüzde 8,4...

Evet, siyasi tabloyu değiştiren işsizlik oranı bu yüzde 8,4 işsizlik oldu. Ama kriz sonrası işsizlik artmaya devam eder ve etmiştir de. Nereye kadar? Onu da 2002 yılında görüyoruz:

2002 yılı işsiz sayısı 2 milyon 464 bin ve işsizlik oranı da yüzde 10,3...

Bugün işsiz sayısı 2001 ekonomik krizinin yol açtığı işsiz sayısının yaklaşık 2 katına ulaşmıştır. İşsizlik oranı da yüzde 10’lardan yüzde 15,0’lere çıkmıştır ama kriz demek teröristlikle eş ilan edilmek istenmektedir. 

***

O yıllarda AK Parti Genel Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan ekonomiyi şu cümleler ile ifade ediyor: “Meydanlar açız açız diye bağırıyor, vatandaş pazarların atıklarını evine rızık olarak getiriyor, evinin kirasını - suyunun ve elektriğinin parasını ödeyemiyor...”  

Ama o yıllarda ekonomiyi böyle izah ederken, geçen hafta salı günü AK Parti Grup toplantısında ise; izahımız şu şekildeydi: “Başbakanlığım döneminde IMF bizden 5 milyar avro borç istedi. Arkadaşlara da ‘Verin’ dedim. Gerek kamu borç oranında, gerek toplam borcun milli gelire oranında gerekse diğer borç kategorilerinin tamamında gelişmiş ülkelerden bile çok iyi durumdayız. Ülkemize, döviz kuru, faiz ve enflasyon üçgeninde kurulan oyunu bozduk. Hep ‘Bu faizi düşürmekten başka çare yok.’ diyorum. Faizi düşürdükçe enflasyonun düşeceğini söyledim. ‘Bu olduğu zaman büyüme hızlanır’ dedim. 

Sanırım iki konuşma arasındaki farkı anlamışsınızdır. İlkinde ekonomi izahında “İnsanlar” varken, ikincisinde “faiz, enflasyon, döviz” ile ekonomiyi izah eder noktaya geldik. Umarım yeniden işsizlik ve insan noktasında ekonomik değerlere geri döneriz. Aksi halde ekonomik kriz etkisi ile canına kıyan insanların vebalini nasıl üstlenebiliriz?

Bu yılın başında dikkat çektiğim sosyal sorunların artmaması ve bir an önce önlem alınması dileği ile yeniden AK Parti kuruluş dönemi anlayışına, yani insana dönmemiz acil zaruret göstermektedir.

  • Abone ol