Kaynakların verimli kullanılması diye bir kavram vardır.

Hatta iktisat bilimi için kıt kaynakların verimli kullanılması bile denilir. Çünkü ihtiyaçlar sınırsızdır ama kaynaklar sınırlıdır.

Mesela şimdi Çanakkale’ye köprü yapılıyor. Yılda sadece iki dini bayramda trafik yoğunluğu yaşanan o yere Hazine garantisi ile köprü yapılması ne kadar elzemdir?

İster kamu olsun, isterse özel sektör olsun kaynakların verimli kullanılması gerekiyor.

Bakın mesela İstanbul’dan İzmir’e otoban yapıldı. Şarkıcı Demet Akalın bir video çekerek o otobanın ne kadar güzel olduğunu yayınladı. Ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’da o şarkıcıyı arayıp teşekkür etti.

Hepsi güzel... Ama o yol videoda da görüldüğü gibi bomboş.

Yazık değil mi?

Yapım maliyeti 7,9 milyar dolar açıklanan ama açılışta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 milyar dolara mal oldu dediği o yol ve Osmangazi Köprüsü de bomboş.

Çünkü kullanım ücreti çok pahalı. Bir otomobil bile indirimsiz fiyat uygulansa İstanbul’dan İzmir’e yol parası olarak 450 lira civarında bir ödemde bulunmak zorunda. Yanına birde benzin parası eklerseniz, yol maliyetini siz düşünün.

O kadar pahalı ki, Osmangazi Köprüsü geçiş ücreti 44,5$ + KDV fiyatı bugünkü kurda 280 lira ediyor. Ama devletimiz geçmeyen milletin vergilerinden karşılanmak üzere geçenlerin fiyatını 103 liraya indirdi.

Zaten köprüden ve otoyoldan geçmeyen araçların tümünün parası Milletin vergilerinden ödeniyor. Ve o yol öylece bomboş beklerken, yapımcı şirketlerin kasasına ABD enflasyonu bile gözetilerek paraları ödeniyor.

TARİHİ İŞSİZLİK

Bugünlerde anlamadığım tek konu şudur: Ülkemiz tarihi bir işsizlik sorunu yaşıyor. Onca hesap değişimine rağmen 4,6 milyon işsiz ve yüzde 14,0 işsizlik oranı var.

İşsizlik ve buna bağlı olarak yaşanan sefalet nedeniyle kaç ocak söndü? Kendini yakan mı, kendini köprüden atan mı, kendini ipe asan mı kaldı?

Anlamadığım konu şu: Bunca İNSANİ soruna rağmen ekonomiyi nasıl borsa-faiz-döviz ekseninde değerlendiriyoruz?

Efendim faizler düşmüş, dövizde de disiplin sağlanmış; zaten borsanın da 105 bin endeksin üstüne çıktığını Sn Cumhurbaşkanı açıkladı.

İyi ama AK Parti 2002’de ekonomiyi söylerken SOFRA diyordu. Çay ve simit hesabı yaparak, pazarda file nasıl doluyor diye dert anlatıyordu.

Dövizde yükseliş olmuyor diye evinde aç kalan, işsiz kalan vatandaşın karnı doyuyor mu? Ya da faizler düştü diye eskiden mahallesinde bakkala veresiye yazdıran vatandaş şimdi bankadan kredi mi alacak?

Artık perakende sistemi zincir marketler oldu. Her yer AVM ile doldu ama veresiye defterler de yok oldu gitti.

İşte bu ortamda şirketlerin Hazine garantileri ile yapacakları boş yollar ve köprüler Milletin açlığını doyurmayacaktır. Şirketlerin yapacakları fabrikalar Millete iş kapısı olacaktır.

DEPREM RİSKİ VE KANAL İSTANBUL

Bugün İstanbul için bir başka tehlike ise her an beklenen deprem riskidir. Daha sallantı bile olmadan yıkılan evleri gördüğümüzde, depremde ne olacağını biliyor muyuz?

Prof Dr. Cenk Yaltırak olası depremde köprülere dikkat çekiyor. Kanal İstanbul sonucu iki boğaz arasında kaç milyon insan sıkışacak bilmiyoruz.

Bir tarafta deprem riskini daha artıracak bir proje, diğer tarafta kaynak var ise kentsel dönüşüm bekleyen bir toplum. Ama hepsinden acısı kaynakların verimsiz kullanılması nedeniyle evinde işsiz-aşsız bekleyen milyonlarca işsiz.

Böyle bir denklemde ne oluyor da illa kanal diye tutturuyoruz?

Acaba örtülü siyaset fonlaması için yeni rant alanları mı gerekiyor? Candan Karlıtekin’in taa 2013 yılında dikkat çektiği yeni bir arsa rantı ve Kuzey İstanbul şehri için mi bu kadar ısrar?

Bildiğimiz bir şey var ki, o da bu kafanın aklının fikrinin betona çalışmasıdır. Yok o arsa değerli, yok bu arsa değerli...

Beton uğruna 650 milyar dolar yabancı sermayeyi heba ettik. Acaba hiç mi ders almayız da hala illa beton diye tuttururuz.

Umarım gerçekler çok uzun süre beklemeden açığa çıkar.

  • Abone ol