Gerçi yol-ulaşım gibi yarı-tam kamusal hizmetleri özelleştiriyor, ama soğan patates piyasasını kamulaştırabiliyoruz. Kapitalizmin merkezi sayılan bankacılığı kamulaştırıyor ama TEKEL piyasalarını teşvik ediyoruz. 

Kısaca ne yaptığımızı bilmiyoruz. Sadece günü kurtarıyoruz.  

Bakınız;

Döviz piyasasını baskıladık dedim. Faiz piyasasını yönlendirdik dedim. Veri piyasasını değiştirdik dedim. Ve kendimize göre bir denge kurduk. 

Faizler düşerken enflasyonda düşüyordu...

Faizler düşerken kurlarda düşüyordu...

Krediler oluk gibi akarken talep etkisi fiyatlara yansımıyor, enflasyon da artmıyordu. Kredi genişlemesi ithalatı coşturmuyor, ihracat hala rekor kırıyor söylüyorlardı.

Bir balayı yaşadık açıkçası. 

Tek haneye düşen faizlerin daha da düşeceğini kutladık. Mevduat faizinin altında verilen tüketim kredileri ile evler satıldı, arabalar yok sattı. Uçuyoruz diye havalara girdik. 

En azından Millet bile kriz ortamına alıştı; neden karamsarsın diyorlardı hala. Müzmin muhaliflik bir hastalıkmış sanırım. 

Acaba nasıl anlatsam diyorum. 2016-17 yıllarında çok sık “Kriz geliyor” yazdığımda da aynı şeyler başıma gelmişti. “Kriz tellalı” olarak adımı çıkartmışlar ve “kriz çığırtkanlığı” yapmakla suçlanmıştım. 

İyi ama uyarımı nasıl yapabilirdim? Fırtına resmen geliyordu...

Bugün de öyle. 

Yeni bir ara fırtına tüm işaretlerini nerede ise veriyor. 

Kriz geldiğinde konuşmak ne işe yarar? 

2018 ağustostan bu yana “Artık finansal kriz bitti, reel kriz başladı” diyorum. Hatta 2019 yılının başından beri de “Asıl sosyal krize, açlığa, sefalete, intihalara varacak bunalımlara önlem alınmalı” diye bas bas bağırıyorum. 

Şimdi yeni bir finansal ve ardından zaten yaşanmakta olan sosyal krizi derinleştirecek yeni bir reel krize hazırlanmamız gerekiyor. 

Umarım yanılırım. Umarım tüm tahminlerim tutmaz ve ülkem hiçbir kriz yaşamaz. 

“Türkiye’de ekonomi asla iyi olmayacak” tezimi bir kez daha buraya not düşeyim: Kuralların olmadığı, fiiliyatın kanunların önüne geçtiği bir ülkeye yabancı sermaye de gelmez, sermayesi olan yerli de yatırım yapmaz. Bunu kafamıza kazıyarak not edelim. 

O nedenle kısa vadeli dalgalanmalar yaşanır ama ekonomide uzun ve kalıcı bir iyileşme bu düzende olmaz.

Kronik yüksek işsizlik, kronik sosyal bunalım artık sistem değişene kadar kaderimiz haline gelmiştir. 

Türkiye’nin payına düşen yabancı sermaye (sıcak para fonları) bile artık Mısır ve Nijerya’ya gidiyor. Sandık demokrasisi yerine, kuralı belli ülkeler bizden daha önde.

İş Bankası olayı bile bize kuralsızlığın ne dereceye vardığını gösteriyor. Miras hukuku bile yok artık noktasında. 

“Aç kalırız yedirmeyiz” sloganı bizim için yerleşmiştir. 

Bakın şimdi ne oluyor?

Her fırsatta yabancılar Türkiye’deki son kırıntı varlıklarını satmaya devam ediyorlar. Gelen pişman, kalan bin pişman. 

  • Abone ol