Neo-liberalizm döneminde nerede ise ‘kamusal malların’ dahi özelleştirilmesine gidildi. Oysa bugün sağlık gibi bir kamusal malın ne kadar gerekli olduğunu anlıyoruz. 

Bir hasta parası olmadığından tedavi edilmiyorsa, salgın hastalığın maliyeti o hastanın masrafı ile ölçülemeyecek büyüklüğe ulaşmaktadır. 

Meğerse hastanın sağlık hizmetine ulaşımı çok ama çok önemliymiş. 

Obama bu konuda adım atmaya çalıştı ama yeterli olmadı. Şimdi başkan adaylarından Sanders buna dikkat çekiyor.

ABD seçimleri neden önemli? Çünkü neo-liberalizm içinde çözümler arayan liderler ve kurumlar henüz bir somut adıma atamadı. Hatta sermayenin sembolü olan Trump bile nerede ise sadece seyrediyor. 

Çok radikal bir değişim gerektiği aşikâr. Bu değişim aynı zamanda dünya sistemi üzerinde de etkili olacaktır. Nasıl ki 1929 buhranı sonrası F.D. Roosevelt Dünya’yı değiştirdi ise şimdide bir radikal dönüşüm gerekiyor. 

Eski Fransa Başkanı Hollande bu alanda bir caba içerisindeydi ama yetmiyor tabii. Küresel bir zihniyet değişimi ve toplu hareket gerekiyor. 

Bugün küresel ekonominin veya insanlığın en büyük sorunu ‘gelir dağılımı bozukluğu’ olmuştur. Bu eksikliği giderici borçlanma politikası artık her şeyi alt-üst ediyor. 

Seçmen radikalleşiyor, yönetimler sertleşiyor, küresel huzursuzluk yerel çatışmaları tetikliyor. Gelir dağılımı bozulduğunda aslında ne olduğunu 1900 sonrası çok iyi biliyoruz. 

Bugün borçluluk üzerine kurulu sistemde şirketler de dayanıksız hale geldi. Yüksek borç ve düşük gelir düzeyi en küçük sarsıntıda sistemi allak-bullak ediyor. 

TV’lerde İtalya sokakları gösteriliyor. Kimse yok...

Bu insanlar tüketmezse, çalışmazsa zayıf şirketler nasıl ayakta kalacak? 

Sanırım Korana Virüsü insanların canı yanında bazı şirketlerinde sonunu getirecek. Onca insan ölümü yanında birçok şirkette iflas bayrağı çekecek. 

Zaten asıl tehlike de orası. 

Şirketler ve özel mülkiyet artık tartışılıyor. Şirketlerin hangi yönü kamusal olarak görülebilir. Mesela Lehman batışı önlenseydi zarar bu kadar büyük olur muydu? 

Şimdi de benzer bir durum oluştu. Finansal kurumlar şirket iflaslarında ne kadar ayakta kalabilecek? 

Kimin iflasına izin verilecek, kiminkine izin verilmeyecek? 

Oldukça zor konular. Ama Merkez Bankalarının artık özel sektör borçlarını üstlenmek ve ödemek durumu gündemde…

Hepsinden önemlisi bu süreçte zaten ağır vergi yükü ve düşük ücret düzeyi ile başı dertte olan büyük seçmen kitlesi ne olacak? 

***

ABD Başkan adayı Sanders adına internette arama yaptığımda ‘sosyalist demokrat’ söylemini görüyorum. 29 buhranı da ‘sosyal demokrat’ politikalar ile aşılmıştı. Bugün de benzer bir süreç yaşanıyor. 

Sermaye taraftarı -sağ hükümetlerin çatışmacı ve otoriter dönemleri ciddi sıkıntılar veriyor. Sistem adeta kilitlenmiş ve çözüm bekliyor. 

Aslında sosyal veya gelir eşitleyici politikalarda da yeni yeni yöntemler ve çözümler üretilmesi gerekiyor. Çalışan ile çalışmayanın farklılaştırılması ve üretkenliğin teşvik edilmesi gibi birçok unsur model bekliyor. 

Kısaca yeniden hayata bakmak gerekiyor. 

Dünya yeniden şekillenmeye hazırlanan yıkım içerisinde. 

Asıl iflaslar geldiğinde sorunun ciddiyetine varacağız. Umarım bu arada sorunları ve çözümleri dikkate alabilen ve modeller geliştiren yapılar halkın huzuruna çıkarak kendini anlatabilir.

Yoksa işimiz ve sorunlarımız hayli ciddi. Aç kalıp yedirmemek gibi bir lüksümüz de yok... Bunu da son not olarak belirtelim. 

  • Abone ol