80 sonrası devreye giren Neo-liberalizmin ciddi şekilde sorgulanacağı bir kriz içerisindeyiz.

“Sermayeyi destekle ki, yatırım ve istihdam artsın ekonomiler de canlansın” tezinin zirvesindeyiz. 

Netflix’de “Kirli Para” belgeseli var: Sermaye ve siyaset iç içe girince artık bu birleşik güce karşı durmak nerede ise imkansız oluyor. 

Yolsuzlukları açığa çıkaranlar doğruca hapislere-zindanlara gönderiliyor. Nerede ise her yolsuzluğun - dolandırıcılığın arkasında “Vatan Millet” edebiyatı kullanılıyor. 

Volkswagen dizel araç skandalında bile “Ülkemizin büyüklüğü ve araç satış zarureti” var. 600 bin çalışanı olan şirket mi zora sokulacak, yoksa kirli araçlar mı hileli şekilde satılacak? 

Tabii ki, ikinci madde tercih ediliyor. 

Ta ki, bir kaç küçük kahraman olayı açığa çıkaran kadar. Aklıma Taha Akyol’un son kitabı “Onlar da kahramandı” geliyor. Bu kitap ve olaylar üzerine ilerleyen günlerde daha derin ve detaylı yazacağım. Ama şimdiden söylemeliyim ki, “Kirli Para” belgeselinde de görüldüğü gibi, asıl küçük kahramanlar dünyayı kurtarıyor...

***

Bakınız Covid19 sonucu üretim adeta durdu. 

İtalya, Fransa, İspanya ve benzeri bir çok ülke 14 gün boyunca market, eczane,  hastane ve -acil, zorunlu çalışma- dışında sokağa çıkmayı yasakladılar. 

Bu süreci salgın yaşayan her ülke uygulamak durumunda. Ya bugün, ya da salgın arttığında. 

Kısaca hayat zaruri ihtiyaçlar dışında duruyor. Şirketler , fabrikalar, bürolar çalışmıyor. 

Hayat en basit haline dönüyor.

İyi ama zaten borç batağında olan dünya ekonomisi bu duran hayata nasıl dayanacak? Borcunu ödeyemeyen şirket yanında bir de alacaklı olan finans kurumları ne yapacak? 

Bütün gözler ekonomik çöküşte. 

Bir araç üretiyorsunuz mesela. Motoru Fransa’da ama ürün Türkiye’de tamamlanıyor. Ama motorun bazı parçaları da Çin’de üretiliyordu. 

Şimdi tersten gidersek... Türkiye’ye motor gelmediğinden araç üretilemiyor. Fransa’ya da parça gelmediğinden motor üretilemiyor. Çin’de zaten fabrika kapalı...

Çok ama çok basit verdiğimiz bir tedarik zinciri sistemi böylece kopuyor ve üretim kesiliyor. 

Peki bu tedarik zinciri “küreselleşme” sayesinde bu kadar nasıl yayıldı? Tabii ki, ucuz işçilik sayesinde. 

“Ucuz İşçilik”

“Ucuz İnsanlık”

Geçen hafta değindim. Neo-Liberalizmin bizi getirdiği “Kamusal Mal” tanımı bile artık yeniden ele alınmalıdır. 

Özelleştirmeler yerine bazı kamulaştırmalar gelmek durumunda. 

Özellikle sağlık alanında... 

Bugün sağlık sigortası olan ama salgın hastalığı kapsam dışında tutan poliçeler en büyük sorun. Özellikle “paran yoksa ölebilirsin” sistemi yeniden sorgulanıyor ve sorgulanacaktır. 

Geçen haftaki yazıdan iki alıntı yapalım: 

“Bugün borçluluk üzerine kurulu sistemde şirketler de dayanıksız hale geldi. Yüksek borç ve düşük gelir düzeyi en küçük sarsıntıda sistemi allak-bullak ediyor.”

“Sanırım Korana Virüsü insanların canı yanında bazı şirketlerinde sonunu getirecek. Onca insan ölümü yanında birçok şirkette iflas bayrağı çekecek. “

ABD olağanüstü hal ilan etti. FED ise tabiri caiz ise sıfır faize giderken, yanında oluk oluk para dağıtımını ekliyor. Avrupa Merkez Bankası -ECB, Japonya Merkez Bankası vs para dağıtıyorlar. 

Sorumuz şu: Sermaye için açılan keseler insan sağlık için de açılıyor mu? Sağlık sigortası olmayanlar bedava sağlık hizmeti görebiliyor mu? 

Covid19 testi hangi ülkede kaç para? 

Ya ülkemizde? 

Test olmak isteyenler ne yapacak? 

“Rica ve lütfen” yanında yaptırımlar nedir? Geçen haftalarda riski ülkelerden gelenlere havalimanlarında ‘-yapılması gerekenleri içeren-’ bir broşür verip evlerine yollayamaz mıydık? 

Fransa, İspanya, İtalya gibi ülkeler 14 gün kapanarak salgını hapsediyor. Restoran, piknik vs hepsi yasak. 

Dün gece sosyal medyanın da gücü ile son kafileler karantinaya alındı. Ya önceki gelenler? Ya Avrupa’dan son haftalarda gelenler? 

Kim kendini 14 gün oda hapsine alıyor? Bilen var mı? 

Bunların hepsi bir kamusal zorunluluk ve yükümlülük. Başkalarının hayatını riske atmanın sorumluluğu ve yükümlülüğü nedir? 

Ya da İtalya gibi önlemlerde geç kalan siyasetin sorumluğu ve yükümlülüğü...? 

***

Diyeceğim o ki, dikkatimiz ve odağımız yine insan yerine sermaye oldu. Öyle bir canavar ki, yedikçe doymuyor. 

Salgınla mücadele için IMF 50 milyar dolar, Dünya Bankası 12 milyar dolar kaynak oluşturdu. Bazı ülkelerden de 10-20 milyar dolar gibi bütçeler açıklanıyor. Ama sermayeyi kurtarmak için açılan paketler trilyon dolarlarla ifade ediliyor. 

Bunu neden yazıyorum?

Bir salgın var ve bir kişi bile parasızlıktan tedavi olamadığında milyonlar etkileniyor. Yani test (teşhis) ve tedavi tam kamusal mal olmuştur. Tam kamusal mallarda ise ücret ve fiyat asla olamaz. Bedava ve ulaşılabilir olmalıdır. 

Çin ve G. Kore bu şekilde kontrol etti. Vietnam toplumsal dayanışma ile salgını bitirdi. 

Güzel ve sonuç veren örnekleri kendimize alıp, sorun büyümeden çözebiliriz. Ama işe kamusal ve toplumsal gözle bakarsak. Burada bireysel özgürlük yerine toplumsal sorumluluk ve yükümlülük kavramını getirmemiz gerekiyor. 

Umarım geç kalmadan hemen ama hemen uygulamaya alarak başarabiliriz. 

  • Abone ol