Birey ve sürü parçası arasında fark sanıldığı kadar kolay anlaşılmaz. Birey olmak sürü psikolojisinden ayrışmayı da beraberinde getirir.

Birey olmak için maddi yetkinlik önemlidir. Ama asıl bilgi yetkinliği gerekir. Bilgi sahibi olmanın yanında bir de direnç tabii…

Olay şu.

Ali Babacan açıklamasaydı sayının bu kadar yüksek olduğunu bilmeyecektim. 

Yıldıray Oğur özel bankalara yapılan kredi baskısını soruyor. Babacan ise özel bankaları hissedarlarının, yani sahiplerinin yönetemediğini açıklıyor. Ve en kritik cümleyi açıklıyor: “Son dönemde özel bankalardan genel müdür yardımcısı seviyesinde 100 kişi işten atıldı. Bu işten atılanlar bankaların yönetim veya hissedarlarının iradesi ile işten atılmadı; farklı saiklerle atıldırlar.”

Ben bu cümleye inanamadım.

Ama küçük bir araştırma yapınca hayret ettim.

Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumu -BDDK sektörü denetlemiyor, adeta yönetiyor. Ama sayın Babacan’ın bahsettiği gibi işten atma da nedir?

İnsanların ekmeği ile oynamak, gelecekleri ile oynamak nedir? 

GÜNAH kavramı da yok mu?

Bunu neden söylüyorum: Ülkemizde YASA kavramı zaten bir çok olayda fiiliyatın gerisinde kaldı. En azından GÜNAH kavramı da gitti mi diye sormaya kaldık.

Aklıma Taha Akyol’un “Onlar da kahramandı” kitabı geliyor.

Düzene, sürüye, güce karşı direnenler… 

Hak diyenler

Adalet diyenler

İnsanlık diyenler

Yani kahramanlar

Şimdi bu işlerinden kamu gücü ile atılan 100 civarı genel müdür yardımcısı bankacıları ayırmadan bu alanda anmak istiyorum.

Sisteme, güce karşı direnmiş ve işlerini kaybetmişler. 

Siz de birer kahramansınız. Sürünün içinde kalmak yerine birey oldunuz ve inandığınız değerler uğruna işinizi kaybettiniz. 

***

Babacan konuşmasında bir kaç noktaya daha dikkat çekiyor. 

Bağımsız üst kurul kalmadığını söylüyor. Bu kurullar vasıtası ile yönetilen sektörlerin batma noktasına geldiğini ifade ediyor. 

Örneği de enerji sektörü üzerinden veriyor. 

Sektörün krizde ödeme güçlüğüne girerek bankaların en riskli kesimi olduğunu anlatıyor. 

Benim aklıma ise şöyle bir soru geldi:

Bugün derin bir kriz yaşanıyor. Bankalar bir sorun yaşayacak ise bunu ödeme zorluğuna düşen reel sektör yüzünden yaşayacak. 

Halka açık şirketlerin nerede ise tamamı kayıplarının yarısından fazlasını geri almış durumdalar. Ama bankalar hala kayıplarının en diplerindeler. 

Ortada ciddi bir tezat var gibi geliyordu bana. Ama Babacan’ın konuşması durumu özetledi: Banka sahipleri bankalarını yönetemiyor. 100 civarında GM yardımcısı işinden atıldı. 

AÇIKLAMA VE DÜZELTME

Önceki gün 31 şehir hastanesinin Hazine Garantisinin 142 milyar dolar olduğunu sevgili Prof. Dr. Uğur Emek hocamın hesabı üzerinden vermiştim. 

Kasım 2019’daki konuşmasında bu hesabı açıklıyordu Uğur Hocam. 

Meğer Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Şehir Hastanelerinin büyük zarar olduğunu görmüş ve 19 şehir hastanesinin devamını Hazine garantisi vermeden devletin yapacağını açıklamış. 

Hatanın bir kısmından dönülmüş. 

19 Şehir Hastanesinin Hazine garantisinin 103 milyar dolar olduğunu hesaplıyor Uğur Emek. CHP Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin ise İngiliz kaynaklardan (Tahkim Londra olduğu için) bu

19 hastanenin Hazine garantisinin 95 milyar dolar olduğunu açıklamıştı. 

Diyeceksiniz ki. Neden tam rakamı yazmıyorsun: İyi de kardeşim bilgi açıklayan bir devlet mi var? Ticari sır diyor ve Hazine garantili müteahhitlerin bilgilerini açıklamıyor. 

Bu durumda son 1,5 aydaki kur artışı Şehir hastanelerinin Hazine garantisi borcunu 100 milyar lira artırmış oldu.

HASTA GARANTİSİ YOKMUŞ 

Kelime oyunu YALAN olan şeyi doğrular mı? 

Şehir Hastanelerinde hasta garantisi yoktur. Ama hastalık garantisi vardır. Arada ne fark varsa…

Hastalık herhalde hayvanlarda olmayacak. Hastalık insanlarda olunca buna da hasta deniliyor. 

Ultrason, röntgen, tahlil ve bina kiraları hastanede neyin garantisi olur? Yoksa 100 milyar dolar havadan mı garanti verildi MÜTEAHHİTLERE…

  • Abone ol