Mahkûmiyet illa bir suç ve ceza karşılığı olmuyor. Mahkûmiyet illa bir dört duvar arası veya sınırlı bir mekân içinde de olmuyor. 

Mahkûmiyet bazen yaşadığınız ortam olarak bizi bulabiliyor. 

Mahkûmiyet bazen de yaşamak zorunda kalacağımız bir gelecek olarak şimdiden kesilen ceza oluveriyor. 

Hatırlayın 1991 seçimlerini. O seçimler ülkenin 10 kayıp yılının mahkûmiyet kararı olmuştu aslında. 

Ya da 2002 seçimleri...

Kara bulutların dağılmasında, bir nefes alınmasında özgürlüğe açılan pencere olmuştu. 

Sonra o özgürlük günleri de bitti. 

Sanki hayatımız aslında içerde de bazen dışarı çıkıp nefes alabiliyoruz. Ya da ne diyorlardı “açık cezaevinden izinli çıkış”. 

Şimdi izin bitti... Yeniden içeri girme vakti. 

Hiç kalıcı olarak kurtuluş ya da dışarıda hayat olmuyor. 

Sanırım bu mahkûmiyet ağır bir yük. Hele de gelecek yükü çok daha ağır. 

Biz karar verdik buna. Hep beraber karar verdik. 

Açlığımıza karar verdik.

Yoksulluğumuza karar verdik.

Sefaletimize karar verdik.

İşsizliğimize karar verdik. 

Kısaca kendi mahkumiyetimize karar verdik. 

***

Bu da nedir böyle? Tam bir felaket senaryosu çiziyorum galiba. 

Çok mu karamsarım, ne? 

Bugün tarihi bir işsizlik, tarihi bir gelirsizlik yaşıyoruz. Ama MHP Genel Başkanı Sn Bahçeli “Türkiye ekonomisinin zorlu dalgalanmalara maharetle direnmesi, tedbirlerin zamanında alınması iç ve dış odakları çılgına çevirmektedir” diyor. 

Yani açlıktan intiharlar edilen ülkeye dış mihraklar saldırıyor diyor. Açlıktan ayakta duracak hali kalmamış birine dış mihrakların vurmasına gerek mi var? 

Yanlış yönetimden daha büyük mihrak mı olur? 

Bu ülkede un var, yağ var, şeker var ama helva yapan bir tane aşçı çıkmıyor. Çıkan oluyor ama sonra yaptıkları helvayı kendileri yiyor. 

Millete bir şey kalmıyor. 

Bugün kara bulut var ama asıl kara günler gelecekte. 

Mesela İSO Başkanı Erdal Bahçıvan diyor ki “Sorun kaynak çekmekte değil”. İyi ama gelen mi var ülkeye. 

Hazine garantili proje ve kar varsa bütün -kapitalistler- gelir tabii. Bize bizim riskimizi de üstlenecek kalkınmacı yabancı sermaye lazım. Gerçi sıcak paracı yabancılar bile ülkeyi terk etti ama biz hala “yabancı gelir” diye bekliyoruz. 

Demokrasimiz kaçıncı sırada. 

Medya özgürlüğümüz kaçıncı sırada. 

İnsani endekslerimiz kaçıncı sırada. 

Bize kim niye gelsin? Dün Rusya ile S-400 maskesi kuruyorduk; bugün ABD ile maskeleşiyoruz. Olmayınca da “S-400’ü kurarız haa!” restini çekiyoruz.. 

Ne dünya bize güveniyor ne biz kendimize bakıyoruz. 

Venezuela’da orta sınıf “İktidar ülkeyi referandumlarla uçuruma götürüyor. Darbeye de hayır...” derken kimse dinlemedi onları. 

Şimdi açlığa mahkumlar,

Şimdi yoksulluğa mahkumlar,

Şimdi işsiz bir halde yaşıyorlar. 

Mahkumiyetten kurtulmak için zamanında uyanmak gerekiyordu. Zamanında dinlemek gerekiyordu. 

Daha yiye gideceğiz, her geçen aydan daha iyi olacağız, ülke kalkınacak, şahlanacak deyimlerinin ne kadar altının boş olduğunu 2016 sonrası gördük. 

Şimdi umutla bekleyenler varsa diyorum

MAHKUMUZ

Bu kafa ve yönetim anlayışı ile dışarı çıkacak halimiz olmayacak. 

Baksanıza krizden çıkışta bile aklımıza camilerden önce AVM’leri açmak geliyor. ‘Para’ bizim her şeyimiz... Yaşasın neo-liberalizm.

  • Abone ol