Stok veri ile akım veri farkına dayalı analiz oldukça zordur. Mesela Merkez Bankası mevduata uygulanan faiz oranlarını hem stok veri hem de akım veri olarak açıklıyor. 

Nisan ayı itibari ile TL mevduatlarının stok veri oranı yüzde 9,22 düzeyindeydi. Akım veride ise mevduat faiz oranı yüzde 9,19 oranındaydı. 

Stok veri, o anki tüm TL mevduatlarının ağırlıklı ortalama faizini veriyor. Akım veri ise o ay bankalara yatırılan TL mevduatlarının ağırlıklı ortalama faizini ifade ediyor. Yani stok veride önceki aylarda daha yüksek faizde yatırılmış TL mevduatları da dikkate alınıyor. 

***

Ülkemizde ekonominin stok verilerine bakınca, 1980 dahil en ağır sorunlu dönemin yaşandığı görülüyor. 

Ekonomi biliminin ilk şartı -gelir-, yani -iş- olarak ifade edilir. Gelir yoksa gerisi teferruattır. 

O zaman soralım: Gelir var mı? 

15+ yaş üstü işsizlik oranı 1980 dahil en zor dönemlerde yüzde 5,1-5,2’lere çıkmış. 2008-09 küresel büyük krizde bu oran ilk kez yüzde 6,0’yı görmüş; ama bu oran bir küresel krizde yaşanıyor. 

Kendi krizlerimizde hiç 5,2’nin üzerine çıkmamış. Oysa şimdi (2019) bu oran yüzde 7,3 gibi muazzam bir işsizliğe işaret ediyor. 

Önceki yıllarda 15+ yaş üstü işsizlik oranı yüzde 5,1’e geldiğinde seçmen iktidarları hep değiştirmiş ve arayışa girmiştir. Şimdi ise bu arayışı göremiyoruz. Yani işsizlik ve tencere seçmeni yeterince realist davranışa itmiyor.

Ama bu yazımızda asıl meselemiz akım veri olacak. 

Bugün yaşanan ekonomik sıkıntılar 80 sonrasının en ağır verilerini ifade ediyor ama yarın ne olacak?

1979-1987 arasında FED Başkanı olan Paul Vocker, yüzde 20’lerin üzerinde seyreden ABD enflasyonunu durdurmak için çok sert faiz artırımına gitmişti. Yaklaşık 2 yıllık bir ekonomik bunalıma neden olan bu sert faiz artımı ile istikrara kavuşan ABD ekonomisi, sonrasında uzun yıllar hızlı büyüme trendini yakalamış oldu. 

Yüksek enflasyonu sonlandırmak için ekonomiyi soğutan ve durgunluğa yol açan bu kararı acaba hangi siyasetçi alabilirdi? 

Bugün yaşanan kısa süreli durgunluğun, sonradan uzun süreli büyümeyi destekleyeceğini kim hesap edebilirdi? 

***

1991 seçimlerindeki vaatleri görünce eski Maliye Bakanı Adnan Kahveci “Eyvah ülke en az 10 yıl kaybetti” demişti. 

Bugünün kısa refahı uğruna geleceği kaybetmeyi hangi siyasetçi elinin tersi ile iter?

İşte bu sorunun cevabı aslında AK Partinin başarılı bulunan ilk dönemlerinde görülmüştür. Seçimler uğruna ekonomi politikasından tavizler vermeyen kadrolar bugün zaten dışlanmış durumda. 

***

Bugün stok durumda 80 sonrasının en ağır ekonomik dönemini yaşıyoruz. Ama asıl mesele şu: Yarına baktığımızda ufkumuzda çok ama çok daha ağır sorunlar yaşayacağımızdır.

Ülkede sorun sadece ekonomik karanlık değildir. Bugün bir devletin temel direkleri nedir diye sorulacak olursa: Kurumlar ve Kurallardır deriz. 

Kurumların kapsayıcılığı, yani kurumların her vatandaşa eşit yaklaşıp sorunlarını kapsaması gerekir. Sadece sosyal medya üzerinden yürütülen soruşturmalara bakınca, kapsayıcılığın kapatıcılık (tutuklama) gibi bir sürece ilerlediğini görebiliyoruz. 

Liyakat ile yönetilmemenin getireceği sorunları her dönem artan sorunlar ile yaşamaya devam edeceğiz. 

Ama bütün bunlar asıl karşımıza zaman ilerledikçe çıkacak. 

Saman alevi gibi yanıp sönen ara parlak dönemlerin haricinde kalıcı bir karamsarlık ve kötüye gidişin kesin adres olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunun aksi yönünde şu an bir tane bile emare yok. 

Ülkemiz şimdilerde dışa kapanmayı tercih ediyor. Dışa kapanmanın anlamı daha yoksul bir ülke demektir. Sadece bu tercih bile bize gelecek hakkında neden olumsuz olmamız gerektiğini gösteriyor. 

Elbette dışa kapanmayı milli ve dini söylemle süsleyebilir ve kırsala bunu çok rahat satabiliriz. Ama sonucunun ne olacağını bizler söylemek durumundayız. 

Yönetimin liyakatsizleşmesinin sonucunun verimsizlik ve fakirlik olduğunu tüm dünya sayısız örnekle yaşamıştır. Farklı sonuç beklemek sadece hayalden öteye geçmez. 

***

Burada kilit soru şu olsa gerekir: Toplum geleceği görebiliyor ve kurtarabiliyor mu?

İşte burada iki örnek verelim: 1991 seçimlerinde erken emekliliğe kapılan toplumun 2002 seçimlerinde de yarım ekmek arası helvaya yüzde 7,0’nin üzerinde oy verdiğini görüyoruz. 

Burada temel durum toplumun bilgilendirilmesidir. İşte orada da karşımıza medyanın durumu çıkıyor. 

Geçmişte her şeye kara diyen medya ile de nereye varabiliriz?

KARAR sizindir. 

  • Abone ol