Bir yakınım ile muhabbetimi aktarayım önce; 2017 referandumunda TBMM’sinin güçlü olması gerektiğini, Başkana verilen yetkiler karşısında seçim barajı dahil birçok düzenlemenin yapılması gerektiğini anlatıyordum. 

"Sen hiç merak etme Meclis güçlü olacak, ayrıca seçim barajı dahil o düzenlemelerin hemen yapılacağını da zaten söylüyorlar" demişti arkadaş.

"Olmaz, söylerler ama yapmazlar" demiştim.

"Yapmazlarsa sözlerinde durmazlarsa bir daha taraflarına bakarsam" diye cevap verdi.

"Bir yıl sonra seni arayacağım; ama sen bunları hatırlattığımda bana çok daha milli ve beka başka meselelerden bahsedeceksin. Ve bu sözlerin beka meselesi yanında önemsiz olacağını anlatacaksın" demiştim.

Bir yıl sonra aradım ve bu sohbeti hatırlattım. Meğerse ABD'nin ajanlarını o günlerde tek tek toplamaya başlamışız. Rahip Brunson olmak üzere bütün ajanları tutukladığımızı anlatıyordu.

"Tamam o zaman" dedim. "Madem Meclis veya seçim kanunları bu durumda hiç önem arz etmiyor, o zaman şimdi olacakları anlatayım: Bu rahip ya özel uçakla ya da misafir gibi ülkesine gider. Bak sen inşaatçısın ve krizde ilk sen işini kaybedersin. Sonuçta rahip ülkesine gitmiş olur ve sen de işsiz olarak ülkeni kurtarırsın" dedim.

***

Hikayenin devamını biliyorsunuz. ABD ürünlerini kıran gençleri hatırlıyorsunuz.

Bir ara Çinli diye G. Koreli turistlere niye saldırmıştık? Bakın onu unuttum...

2019 Şubat ayında Sabah Gazetesinin manşeti şuydu: "ABD ile aramızı kimse bozamaz"

Bu söz Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a aitti.

Ziyarete giderken yapılan açıklamaydı bu.

***

Önceki gün TÜİK işsizlik verilerini açıkladı.

-Resmi işsiz sayısı 3 milyon 971 bin kişi

-Son 1 yılda işgücüne gelmesi gerekip de umutsuzluktan eve kapanan, iş bile arama umudunu kaybedenler ise 2 milyon 785 bin kişi.

Bu ikisinin toplamı da tam 6 milyon 756 bin kişi. Buna göre işsizlik oranı ise %20,5

Oysa TÜİK verilerine göre işsizlik oranı sadece %13,2

Ama yine TÜİK verilerinden hesaba göre geniş tanımlı işsizlik, yani önceki dönemden gelen umudunu kaybetmişler eklendiğinde ortaya çıkan işsizlik oranı ise %23,1.

Bu tablo çok ama çok ciddidir.

Öncelikle insanların işsiz ve yoksul olmasını görüp onların halinden anlamamız gerekiyor. Özellikle dindar kesim bu konuda çok daha hassas olmalıdır.

Ama maalesef ülkemizde yoksulluktan dolayı intihar edenleri bile hain görebilen bir siyasi iklimle karşı karşıyayız.

***

Güzel ülkemiz bu tabloyu hakketmiyor. Bu ülke üretim gücü ve potansiyeli olarak şu dönemde tarihi fırsat eşiğinde.

Ama yatırımlara bakın, kimse yatırım yapmıyor. 2017 yılında bile 3 vardiya çalışan bazı fabrikalar yatırıma gitmemişti.

Ortada çok ciddi bir güven sorunu vardır.

Miras hukuku bile her an fiili durumda işlevsiz kalabiliyor. Yabancılar zaten neleri varsa yoksa satıp gitmektedir.

Biz bize yeteriz diyoruz ama bizim de kimseye yetecek halimiz yok.

Çünkü iş yok, aş yok...

Yapabildiğimiz sadece bazı şarkıcılar ile millete müzik dinletmek. Onun da faturası 30 milyon lirayı buldu.

***

Ekonomik sıkıntıları örtmek için kimlik siyaseti belki kısa dönemde işe yarayabilir. Oysa ülkenin geleceğini düşündüğümüzde en büyük zararı buradan görebiliriz.

İbrahim Kiras "Hizmet siyasetiyle gelip kimlik siyaseti ile gitmek" başlığında çok önemli bir yazı kaleme aldı.

Sıkıntıları çözmek yerine örtmeyi tercih etmek günü kurtarabilir ama zararı zamanla daha büyük olacaktır. O nedenle öncelikle sorunlarımızın ne olduğunu görüp doğru teşhis koymamız gerekiyor.

Hizmetlerin ve yönetimin yetersiz kaldığını, ülkemizin geriye gittiğini ekonomiye ilişkin bütün verilerden görebiliyoruz.

Buları görmemiz ve sorunları çözerek toplumu kaynaştırmamız gerekmiyor mu?

Acaba daha ne kadar örterek devam edebiliriz?

  • Abone ol