Liderlerle ekonomi sohbetinde öne çıkan ortak özellik adalet, liyakat, şeffaflık gibi temel demokratik yönetim ilkeleri oldu. 

Her lider, ülkenin kurumlarının ve kurallarının işlemediğini ve bunun gelecek açısından ne kadar büyük tehlike içerdiğini ayrıntılı şekilde anlattı. 

“Ülke 1 kişiye bağlı yönetiliyor” denildi. Bu yönetimin de itaate bağlı olduğu açıkça ortaya konuldu. 

İyi ama bu yönetim tarzı bugün bile ülkeyi büyük bir krize sokmuş olmasına rağmen neden seçmen tarafından yeterince sorgulanmıyor?   

Kilit soru bu?

Bu sorunun cevabı çok sayıda alt cevaba bağlı. Bu cevaplardan biri de ‘sosyal yardımlar’

Parti, muhtarlar ve mahalle örgütleri gibi vasıtalarla en ücra noktaya kadar kendi seçmenine yardıma gidiyor. 

İŞ-KUR listeleri, KPSS mülakatları vs parti devleti yönetim modelinin bir parçası. Parti devletinde devlet dahi partiye ve partiyle çalışır. 

Kendi seçmen tabanında daha az hissedilen kriz, parti teşkilatı dışında kalanlar için tam bir cehennem olabiliyor. O nedenle ‘Benim fakirim’ çok önemlidir. 

“Yoksullukla mücadele edilmedi; asıl yoksulluk yönetildi” diyor liderler. O nedenle Belediyelerin yardım toplamaları ve yardım dağıtmaları “Paralel devlet” denilerek engellenmeye çalışıldı. 

“Benim yoksulumu kimseye kaptırmam” dayatması geldi. 

***

Ülkede seçim kaybetmeyeceğine kesin gözle bakan bir yönetim var. Çünkü 22 milyon aileye sosyal yardım yapılıyor. 

Bunu hangi aile kaybetmek ister? 

Böyle olunca da aslında iktidar açısından ekonomik kriz aynı zamanda seçim kazanma garantisine dönüşebiliyor. 

Rakamları son 2 ay içerisindeki yazılarda defalarca verdim: Lise ve altı eğitimliler işini kaybediyor, işini kaybeden bu kesim çocuk sayısını bile yüzde 20 gibi radikal şekilde düşürüyor. Ama seçim tercihlerinde iktidara bağımlılıkları ise artıyor. 

Ortada müthiş bir tezat var. 

Yoksulluğa mahkum bir ülke haline geldik. 

Acaba Venezuela mı oluyoruz? 

***

Burada elbette muhalefetin de çok büyük hataları ve eksiklikleri var. Mesela topluma karanlıktan çıkış için aydınlık bir gelecek sunmakta hala yeterli mesaj veremiyorlar. 

Toplum olarak sosyal yardım ve düşük ücrete mahkum olmak zorunda değiliz. Bugün asgari ücret 2300 tl ve ortalama ücret 3500 tl ile adeta okumanın bile değersiz olduğu bir açmazdayız. 

Eskiden okuyanın dinlenildiği, şimdi ise ‘okuyup da ne olacaksın’ denildiği bir aşamadayız. Ama Covid 19 gelince de “Şu doktor daha iyiymiş” diye arayışa girebiliyoruz. 

***

Şimdi işin temel noktasına gelelim.

Sosyal yardımla 3 -5 kuruşa bir fakirlik hayatı bizi kurtarıyor ve buna sadakatle bağlanabiliyoruz. Bu anlaşılır bir şeydir..

Ama bu düzen bizim hayatımızı yoksulluğa mahkum etmiş olsa da asıl evlatlarımızın hayatını bitirmektedir. 

Bugün 3-5 kuruşa razı olduğumuz bu hayat, evlatlarımızın umutlarını bitirmektedir. Asıl onların aydınlık geleceğini asıl karanlığa gömmektedir. 

İşte anlaşılmaz nokta burasıdır. 

***

Bugün yaşadığımız durumu bir ağaç örneği üzerinden veriyorum. DEVLET dediğimiz yapı bir ağacın kökü ve gövdesidir. Kurumlar ve kurallar bu ağacı yaşatan temel yapıdır. Toplumun büyük kesiminin ve iktidarın temel argümanı İSLAM ise, toplumsal yaşamın temel parçasıdır. 

Bugün bu temel yapılar çöküyor. 

Ağacın dalları ise farklı siyasi politik görüşler etrafındaki partilerdir. 

Muhalefetten hiç biri şu anda kendi görüşünü ve partisini savunamıyor. Çünkü ağacın kökü ve gövdesi olan temel yapılar yıkılıyor.

Bütün liderler ağacı kurtarma derdinde. 

Kurumların, kuralların ve inanç dünyasının yıkılışı neye yol açar? Elbette karanlık bir geleceğe...

Peki, toplum bunu yıkım gelmeden idrak edebilir mi? Hatta bu medya düzeninde nasıl tehlikeyi görebilir? 

Burada kilit örnek Hitler Almanya’sı örneğidir: Ruslar Berlin’e dayanmış ve girmek üzeredir ama Almanlar Moskova’ya girmek üzere olduklarını biliyorlardı.

***

Bugün bir TC Devletinin temel yapısının çökmekte olduğunu bütün liderler tek tek örneklerle açıkladılar. Büyük tehlike, kurumların ve kuralların işlemediği bu yönetim yapısının karanlık geleceğidir. 

İşte burada tek çıkış yolumuz gençlerimizdir. Yani anne babaların evlatlarıdır. 

Ülkeyi sadece ve sadece gençlerin geleceğini düşünerek refaha çıkartabiliriz. 

Fakirlik tuzağından çıkış yolumuz da evlatlarımızın, torunlarımızın gözünün içindeki ışıkta yatmaktadır. En azından onları ‘kendi 3-5 kuruşluk sosyal yardım uğruna’ bu yoksulluğa ve fakirliğe mahkum edemeyiz. 

Evlatlarınızın, torunlarınızın gözünün içine bakın... Ve öyle karar verin. 
KARAR sizindir. 

  • Abone ol