Bizi nasıl bir gelecek bekliyor? Bu ekonomik krizi aşabilir miyiz? 

Ya da krizi aşsak bile ekonomik kalkınma gibi hamlelerle refah seviyemizi kalıcı olarak artırabilir miyiz?
İsminde Adalet ve Kalkınma olan bir partinin döneminde neden en fazla ‘Adalet’ ve ‘Kalkınma’ sorgulanıyor?

***

Kurumlar ve kuralların çalışmadığı bir hale geldik. Siyasi liderler en fazla bunu konuşuyor. Kurumlar ve kurallar çalışmaz ise ne olur? Elbette yatırım ortamı oluşmaz ve işsizlik kalıcı hale gelir. 
Ne yabancı gelir, 
Ne de yerli yatırım yapar. 

Çok basit bir kural aslında. 

Hatta bu kadar basit başka ilişkiler de var. 

İktisat bilimi ‘Kıt kaynakların verimli kullanılmasını’ amaçlar. 

Kaynaklarımız kıt mı? Elbette kıt... 

Öyle olmasa ‘Kasadan tek kuruş çıkmadan yollar, köprüler, şehir hastaneleri yapıyoruz’ niye denildi. 

İyi ama ekonomi çok daha iyiyken bu ‘kamusal malları’ para yok diye müteahhitlere veren yönetim, kriz esnasında dahi bu müteahhitlere nasıl para bulup ödüyor? Demek ki Hazine Garantili Müteahhitlerin işi parasızlıktan değilmiş. 

Covid-19 salgınında bile Kısa Çalışma Ödeneğinden Millete 5 milyar lira verilirken, birkaç müteahhide 6 milyar ödenebiliyormuş. 

***

Şimdi durum ne? 

Bir tarafta 45 dolar geçiş ücretli Hazine Garantili Müteahhit köprüsü bom boş duruyor. Ama diğer yanda o köprüyü geçmese bile parasını ödeyen Türk Halkı...

Burada sormak lazım: Bu işin verimliliği nerede? 

Verimlilik aslında tüm ekonomi için geçerli. Kamu yatırımları nerede ise durma noktasında. Çünkü ödenek yok...

Kamu yatırım oranına bütçeden bakın... 

Yatırım yoksa iş yok; yatırım yoksa işsizlik çok. 

Hesap gayet basit. 

Ekonomi çalışmıyor. Sadece para basarak, kamu bankalarından görev zararı ile ucuz kredi dağıtarak motoru ısıtıyoruz. Ama bu motor yük taşıyacak ve ekonomiyi ileri götürecek bir güçte değil. Çünkü verimsiz ve kuralsız bir yapıda çalıştırılıyor. 

Bu olan ve olacakları çok basit kurallar içerisinde yazıyoruz. Yani olanlardan olacakları çıkarmak çok zor değil. 

***

Birçok şey oluyor da bunları vatandaş duyuyor ve sonuçlarını analiz edebiliyor mu? 

Mesela ‘hain İMF’ bize 2001 krizi sonrasında yurtiçinde yerli paramız TL ile borçlanın demiş. Sakın ha kendi ülkenizde dolar veya euro ile borçlanmayın demiş. Ama biz şimdi İMF’yi acayip suçlarken, iç borçlanmamızı dahi dolar ve euro ile yapmaya başlamışız. 

Bunun ileride yaratacağı sorunları kim duyabiliyor?

Merkez Bankası çek kırdırma gibi bir şey olan swap ile bulduğu dövizlerle ayakta duruyor. Net rezervler ne olmuş? Yarın kurlar ne olacak? Nasıl bu dengeyi sağlayacağız? 

Bilen var mı? 

Yabancılardan döviz bile borçlanamaz noktaya geldik. Verilerimize güvenilmiyor. Bunun sonucunun yoksulluk olarak bize yansıdığını kim anlıyor? 

***

İşin özeti şu:

Kendi hayatımızı ciddi şekilde kısır döngüye hapsettik. Ülkemiz çok ama çok büyük fırsat dönemini heba edip bitiriyor. 

Milli söylemlerle aç karınlar avutuluyor ama ya evlatlarımız ne olacak? 

İşte onları da bu yarını belli ‘karanlık geleceğe’ hapsetmeye kimin hakkı olabilir? 

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in söylediği gibi bitirelim: “Gençlere bir varlık değil, Hazine Garantili borçlar bırakıyoruz”
İçimiz rahatsa, evlatlarımızın gözüne bakarak bu karanlık tabloyu devam ettirebiliyorsak ne mutlu bize. 

  • Abone ol