Serbest piyasa bir denge kavramı üzerinde çalışır. Mesela bir ürün aynı yerde uzun süre farklı fiyatlardan işlem göremez. 

Daha düşük fiyatla satılan yere talep artar veya oradaki fiyat yükselir; ya da yüksek fiyatlı yere talep azaldığı için oradaki fiyat düşer. 

Uzun vadede bir denge söz konusudur. 

Mesela faiz bir yerde yüzde 7,60 iken, diğer yerde yüzde 12,0’nin üzerine çıkmışsa orada bir dengesizlik vardır. 

Ya da piyasada döviz kıtlığı varken döviz fiyatlarının değerinde bir artış beklenebilir. 

Kısaca bir serbest piyasa vardır ve dengeleri gözetir. 

Bu dengeyi de çıkarların maksimize edilmeye çalışılması sağlar.

Elbette bunlar serbest piyasa için söz konudur.

Ama bir de ser’p’est piyasa vardır. Yani sertleşmiş -gerilmiş piyasa diyorum buna. 

Mesela şu anda kısa vadeli tahvil faizi yüzde 9,96 ve uzun vadeli tahvil faizi ise yüzde 12,75. Ama aynı ülkemizde Merkez Bankası 08 Temmuz günü itibari ile bankaları yüzde 7,60 faizden 174 milyar 267 milyon lira fonlamış görülüyor. 

Ülkemize yabancı para gelmediği gibi ilk 4 ayda 25 milyar doların üzerinde rezerv kaybı yaşadık. Diğer yandan ise vatandaşlar ve özel kurumlar hala döviz varlıklarını artırmaya çalışıyor. Çünkü özel sektörün dış borç ödemeleri için döviz lazım. 

Ama döviz piyasası gayet dengede seyrediyor. Dolar/TL adeta 6,85 seviyelerine kilitlenmiş durumda. Dolar/TL’de yakalanan istikrar dolar/euro paritesinde yakalanamamış gözüküyor. 

Tabii bunlar cuma namazı anında kısa bir dalgalanma haricinde oluyor. Geçen hafta Cuma namazı esnasında biz bu dengeyi kısa bir aralık kaybettik; o kadar yani. 

PARA NASIL KAZANILIR?

Bir kişi ya da bir ülke nasıl para kazanabilir?

Çalışmadan, üretmeden para kazanabilir mi? 

Aslında işin en basit yolu matbaa yolu ile para kazanmaktır. Matbaada parayı basarsınız ve Millete dağıtırsınız, olur biter. 

Her taraf güllük gülistanlık olur. İnsanlar emek harcamadan bir refaha erişirler. Ülkede adeta bahar havası eser.

Mesela 2017 yılında Kredi Garanti Fonu aracılığı ile para basmak yerine parasal genişleme sağladık. Hatta yüzde 7,4 gibi bir GSYH büyümesi de elde ettik. Ne güzeldi ama...

Şimdi daha sert oynuyoruz. Hem kredi genişlemesi hem de fiziki para basıyoruz. 

Borsa uçmaya başlamış. Bakan bey TL’nin değerini eskiden dolar ile kıyaslıyordu; şimdi borsa ile kıyaslıyor. TL’ye yatıran kazanmış... 

Ama borsada. 

Yakında TL’nin değerini hisse bazında da açıklamaya başlarsak hiç şaşmamak lazım. 

Parasal genişlemenin, yani karşılıksız paranın ne ifade ettiğini iktisat bilimi açıklıyor elbette.

O nedenle kazanmadığımız paranın karşılığını elbette ödeyeceğiz. Ülke olarak ödeyeceğiz tabii ki; ya da bir başka ifade ile çok dolaylı vergi olarak ödeyeceğiz. 

Nasıl ki, 2017 parasal genişlemenin faturasını ödedik, bunu da ödeyeceğiz. 

Acaba bu sefer hangi dış güçler ya da iç güçler diye düşman ilan edeceğiz; seyredip bakalım.  

DENGE Mİ DENGESİZLİK Mİ?

Bugün ülkemizde bir piyasa var elbette. Özellikle finansal piyasalar üzerinde ciddi bir kontrol veya otokontrol ağır basıyor. 

Bankaların ne kadar serbest çalıştığı sorgulanıyor. Piyasa fiyatlarının ne kadar dengeli oluştuğu sorgulanıyor. Ama en önemlisi verilerin ne kadar güvenli olduğu da sorgulanıyor. 

Bu ortamlar öyle hoş ortamlar değildir. Biz buna benzer 2000 yılında bir denge kurmaya çalışmıştık. Bugün adeta her yeri kontrol ederek bir başka denge kurmaya çalışıyoruz. 

Ama unutmayalım ki, piyasalar suni dengelerle uzun süre yaşamazlar. 

Unutmayalım ki, deniz nasıl verdiğini geri alırsa, piyasalar da kendi dengesini orta-uzun vadede alacaktır. 

Siyasetin gücüne uzun süre boyun eğmiş bir serbest piyasa görülmemiştir. Ama ser’p’est piyasalarda zaten kriz de görülmemiştir.  

  • Abone ol