Önce şu tespiti yapalım: Türkiye'nin kayıtlı verilere göre hiçbir döviz sıkıntısı bulunmuyor. Mesela BDDK verilerine göre 08 Temmuz itibari ile bankalarda 226 milyar dolarımız var. 

Bu döviz varlığımıza karşılık Hazine ve Maliye Bakanlığının Dış Borç Ödeme Projeksiyonu şu şekilde:

Mayıs-Aralık 2020 : 16,7 milyar dolar kamu ve 35,0 milyar dolar özel sektör olmak üzere 51,7 milyar dolar ödeme yapılacak. 
2021 yılı için ise öngörülen dış borç ödeme tutarı da 51,4 milyar dolar. 

Kısaca bankalardaki dövizimiz hem bu yılın hem de gelecek yılın dış borçlarına yeter de artar bile. 

Aynı zamanda Merkez Bankamızın Mayıs ayı "Resmi rezerv varlıklar" tablosuna göre 90,9 milyar dolar resmi rezerv varlıklarımız bulunuyor. Bu tutarın da 52,8 milyar doları döviz varlıklarından oluşuyor. 

Yani resmi verilere bakınca adeta döviz içinde yüzüyoruz. Ülkemizde nerede ise TL'den daha fazla dolar ve euro bulunuyor. 

Bunlar güzel veriler. 

Kağıt üstünde hiçbir döviz sorunumuzun olmadığını düşündürüyor. 

İyi ama o zaman neden swap ihtiyacı duyduk? 

Hatta Merkez Bankasının neden swap açık pozisyonu (Mayıs 2020) -51 milyar 884 milyon dolar? 

Bu yılın ocak-mayıs döneminde cari işlemlerden -16 milyar 720 milyon dolar açık verdik. Mayıs ayındaki 10 milyar dolarlık swap girişine rağmen ilk beş ayda finans hesabından da 1,5 milyar dolar çıkıp gitmiş. Ayrıca -4,1 milyar dolar da belirsiz gidiş olmuş. 

Böylece yılın ilk 5 ayında 22,4 milyar dolar rezervlerden yemişiz. Swap olmasa rezerv kaybı 32,5 milyar dolar olacaktı. 

***

Kağıt üstünde her şey bahar havasında görülen bir denge kurmuşuz. Ama gerçekler farklı türlü kendini gösteriyor. 

Eskiden cari açık genelde finanse ediliyordu. Hem cari açık hem de sermaye çıkışı vermek çok tehlikeli bir hal olsa gerek. 

Mesela 2015 yılında 27,3 milyar dolar cari açık vermişiz ama finansman 9,4 milyar dolarda kalınca rezervlerden 11,8 milyar dolar yemişiz. 2017 yılında da ise 40,6 milyar dolar cari açık karşısında 38,6 milyar dolar finansman sağlamışız. Yine net hata noksan etkisi ile rezervlerden 8,2 milyar dolar yemiş olduk. 

Dikkat ederseniz burada cari açık var ama finansman yetersiz kalıyor. Oysa şimdi hem cari açık hem de finansmandan sermaye çıkışı oluyor. 

Ayrıca unutmayalım ki, geçmiş yıllarda çifte açık tehlikesi dediğimiz cari açık ve bütçe açığı beraber değildi. Şimdi ise hem cari açık, hem rezerv eksilmesi yanında bir de bütçe açığı veriyoruz.

Bu tablo oldukça riskli bir durumu ifade ediyor. 

***

Bankalarda dövizimiz oldukça bol diyoruz. 226 milyar dolarlık birikim öylece duruyor. Ama unutmayalım ki o dövizin bir kısmı da yine Merkez Bankası aracılığı ile swap yolu ile Milletin dövizinden alınmıştır. 

Merkez Bankası'nın Milletin dövizini alıp ne yaptığını iki hafta önce Cuma namazı esnasında sanırım anlayabildik. 

Kerim Rota'nın deyimi ile Con Ahmet'in Devri Daim Makinesi çalışırken birden arza yapmış olmalı. 

PARASAL GENİŞLEME ETKİSİ

Neden yeniden cari açık vermeye başladık? 

Merkez Bankası aracılığı ile ve Merkezi Bütçe vasıtası ile kamusal genişleme (parasal genişleme dahil) yaşıyoruz. 

Pandemi sürecinde bu genişleme zaten normaldir. Ama bu genişlemeyi gerçek ihtiyacı olanlara mı yoksa Hazine Garantili Müteahhitlere mi yapıyoruz? 

Bu önemli. 

Parasal genişlemenin döviz talebi, enflasyon etkisi vs ne kadar hesaplanıyor? 

Paranın yeniden ithal ürünlere gittiğini gördük. İhracatımız yılın ilk 5 ayında yüzde 20,5 daralırken, ithalatımız sadece yüzde 5,3 daraldı. Turizmden gelecek döviz ise zaten sıfır beklentisinde. 

Geriye bir tek finans hesabından gelecek döviz kalıyor. Orada da yabancı hisse senedi olsun, DİBS olsun bulduğu alıcıya satıp gidiyor. Hatta eski varlıklarını bile zararına satıp arkasına bakmadan gidiyor.

Borç. veren de yok zaten. 

Swap, yani çek kırdırma gibi ödünç döviz için de Katar ve Çin dışında adres kalmadı. IMF zaten hain....

O zaman ülkemizde yeniden 80'li yıllardaki meşhur deyim olan "70 sente muhtaç olur muyuz" hesabı çıkacak mı? 

Zamanla göreceğiz. 

Hayırlısı olur inşallah...

  • Abone ol