Bir insan daha çok kazanmak ve daha müreffeh bir hayat sürmek istemez mi? 

Ya da bireylerin toplamı olarak toplum fakirlik ve yoksulluk ister mi? 

Normalde istemez. 

En azından bireyler kendilerinin fakirliğine razı olsa bile evlatlarının, torunlarının geleceği için daha iyi bir yaşam isterler. 

Günümüzde Türkiye için bu istekler rafa kalmış durumda. Evet, toplum fakirlik istiyor. En azından ciddi bir kesim fakirlik için oldukça istekli... Ya da istedikleri sürecin fakirlik getirdiğini ve daha da getireceğini bir türlü idrak edemiyor. 

Önceki gün Giresun’da gördünüz. Otobüsten atılan bir paket çay için korona bile daha küçük risk oldu. 

***

Bakın durumu bir kez daha ama bir kez daha anlatmak durumundayım. Çünkü burası çok önemli: 

1-) Toplum fakirlikten dolayı evlenemiyor: 

2002 yılında 510 bine düşen evlenme sayısı 2003 yılında 565 bine, 2005 yılında da 641 bine yükseldi. Bu artış nüfusa bağlı bir artış değildi; geleceğe bakılan umut artışıydı. Nitekim 2015 yılında 603 bin olan evlenme sayısı 2019 yılında 541 bine geriledi. 

Ekonomik durum ile evlenme arasında sıkı bir bağ var. 

Mesela sadece evlenme değil. 

2-) Toplum evlat sahibi de olamıyor: 

2002 yılında 1 milyon 230 bin olan doğum sayısı 2007 yılında 1 milyon 290 bine çıkıyor. 

Ama... 

2015 yılında 1 milyon 336 bin olan doğum sayısı 2019 yılında 1 milyon 184 bine düşüyor. 

Hatırlarsanız Türkiye’de ekonomik bunalımın 2015 yılında başladığını yazmıştım. 15+ yaş üstü işsizlik oranının kritik seviyesi olan %5,0 barajını 2015 yılında aştık. Yani büyüme görülse de işsizlik artıyordu. Ama asıl reel kriz 2018 yılında somutlaştı. 

2015-2019 arasında 15+ yaş işsizlik oranı yüzde 5,0’den yüzde 7,3’e yükseldi. 

2015-2019 arasında evlenme sayısı yüzde 10,2 azaldı. 2015-2019 arasında çocuk sayısı yüzde 11,4 düştü. 

İnsanlar ekonomik sıkıntıdan dolayı evlenemiyor. 

İnsanlar ekonomik sıkıntıdan dolayı çocuk yapamıyor. 

İşin daha ilginç tarafı ise şu: Özellikle son 2 yılda yaşanan kriz mavi yaka krizidir. İnşaat çalışanları başta olmak üzere, işçiler işini kaybetmiştir. Kriz beyaz yakayı -üniversite mezunlarını henüz vurmamıştır. 

Doğum sayılarındaki değişimde zaten krizin etkileri çok net görülüyor: İlkokul ve altı eğitimlilerin çocuk sayısı 2015 yılında 396 binden 2019 yılında 213 bine düşüyor. Nerede ise yarı yarıya bir düşüş var. Zaten asıl düşüş 2018-2019 yıllarındaki yüzde 17,5 ve 19,8’lük düşüşlerde yaşanıyor.
 
Üniversite mezunlarında çocuk sayısı ise aynı dönemde yüzde 17,3 artış oluyor. Orta ve lise mezunlarında ise yüzde 1,6 gerileme var. 

Tablo o kadar açık ki; 

-alt eğitim kesimi işini kaybetmiş 

-alt eğitim kesimi evlenemiyor 

-alt eğitim kesimi çocuk da yapamıyor 

Aç kalıyor, evlenemiyor, evlat sahibi olamıyor ama siyasette “yedirmem” diyor. Kendisi yemiyor, içmiyor, evlenmiyor ama siyasetçisine sıkı sıkıya bağlanıyor. Bunu nereden görüyoruz? Seçim bölgelerindeki dağılımdan. 

Çok ilginç bir tablo yaşıyoruz. Adeta bütün toplumsal dengeleri değiştiren bir tablo. 

Normalde sofrasında ekmek eksildiğinde yönetimi sorumlu tutan toplum gitmiş; daha fazla yoksullukta yönetime daha fazla sarılan toplum gelmiş.

Bu tabloyu Venezuela yaşadı. Ve orada durum ortada.. Toplum açıktan zayıflıyor. İşsizlik yüzde 90... Tek umutları Türkiye’ye peynir satmak. 

Zaten bizim de koca dünyada bulabildiğimiz en yakın ülkelerden bir Venezuela. 

***

12 Mayıs 2020 tarihinde “Toplum Fakirlik İsterse” başlığında bu konuya bir kez daha değinmiştim. İktisat biliminin temelinin “çıkarların maksimize edilmesine” dayandığını açıklamıştım. 

Düşünsenize ülkede kimse çalışmıyor? Nedeni ise çalışarak bir kazanç istemiyor. Böyle bir toplum gelişebilir mi? 

O nedenle bir toplumun yoksulluğa razı olması o toplumun zaman içerisinde çok büyük yıkımlar yaşaması demektir. 

Sağlıklı bir birey ve sağlıklı bir toplum daha güçlü daha müreffeh, daha bilgili bir gelecek için çalışır. Umarım bu umutlar yeniden hayat bulur ve gelecek kaygımız bizi realist düşünmeye sevk eder. Aksi halde bizim için zaten kaybedilmiş gelecek asıl evlatlarımız, torunlarımız için kaybedilmeye başlanıyor. 

Geçmişimize sahip çıktığımızın yarısı kadar geleceğimize de sahip çıkmayı düşünmeliyiz. Tablo ortada ve gayet açık. 

  • Abone ol