Malum kaynakların kıtlığı üzerine kurulu bir bilim dalıdır iktisat.

Kaynaklar sınırlı iken ihtiyaçların da sınırsız olduğu varsayılır. 

İktisat bilimi şeyhin elini öperek bedava cenneti vermiyor. O nedenle çalışmayı, alın terini veya fikir terini öne çıkartıyor. 

Çalışan için emek harcamak, girişimci için ise risk almak önemlidir. Ama bütün bunların temelinde ‘kaygı’ vardır. Kaygı olacak ki, insanoğlu hem kendisi için hem de evlatları için geleceğini kurtarmanın peşine düşecek. 

İşte o kaygıyı ortadan kaldıran teslimiyetçilik de yoktur iktisatta. 

Temel parametreler arz ve taleptir. Bunun yanında rekabet bir başka önemli faktördür. Mesela tek satıcı varsa ve rekabet yoksa arzın fiyatı belirleme gücü de yüksektir. İşte bu nedenle özellikle ihalelerde rekabet temel unsurdur. 

2001 krizi ertesinde IMF eşliğinde şeffaf ve siyasetten bağımsız bir Devlet İhale Sistemi kuruldu. Amaç siyasetin etkisi değil, piyasanın yetkisi içerisinde kamu ihalelerinin yapılabilmesiydi. 

Öyle de oldu. 

AK Parti döneminde kamu ihale yasası sürekli değiştirilerek çağdaş seviyeye çıkartıldı. Özellikle maddeci yaklaşımdan manevi yaklaşıma hızlı bir geçiş yapıldı. 

Bu sayede kamu ihalelerinde rekabet yanında asıl değer olarak kısmet öne çıktı. Ve bu kısmetin yanında da kullanılabilen bir sermaye olarak bağış ve bereket oluştu. 

Kısmet, bağış, bereket aslında şeyhin elini öperek cennete gitmeyi garanti eden düzenin farklı bir versiyonu. Bu düzende rekabet dışında asıl belirleyici roller olarak başka unsurlar devreye giriyor. Ama bu unsurlar maddeci iktisat bilimi açısından izah edilemiyor. 

İşte tam da bu yüzden Londra’da olsun ülkemizde olsun faiz&enflasyon teorisini 300 yıl sonra tersine çevirebiliyor. 

***

Sahi ne oldu o gülerek “Bakın oluyormuş; faizle beraber enflasyon da düşebiliyormuş” sorusunun cevabı.  

Yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 4-5 ay ısrarla şunu söyledim: Yapmayın etmeyin, bunlar ‘Vurgun Piyasası’ rolleridir; sizi aldatıyorlar. 

O günlerde çok meşhurdu; Merkez Bankası ‘Önden Yüklemeli Faiz İndirimi’ yapıyordu. 

Şimdi de geriden seyretmeli yöntem ile gizli gizli faiz artırımı yapıyor. Tabela aynı ama fonlama faizi 7,34’ten 10,15’e çıktı bile.

Piyasalar oynuyor. 

Kur yükseliyor 

Faiz yükseliyor 

Enflasyon yaz aylarında bile çift hanede. 

Ne olacak bu Milletin hali! 

Acaba birer paket çay dağıtımı esnasında havada çay kaparak göze girip futbol piyasasına mı göz kırpılıyor. Aksini düşünemiyoruz. Komşusu sele kapılmış, daha bedenine ulaşamamış ama vatandaş çay derdinde olamaz. 

***

Bakın iktisatta bir kural var ya da görüş diyelim. 

Parayı en iyi kim kullanır sorusuna cevap olarak “Paranın sahibi” demişler. Yani özel sektör.. 

Kamunun sermaye kullanımını artırdığı yerde verim düşer, yarınlar kararır. Nitekim koca S.S.C.B. nasıl bitti! 

Sermayeyi özel sektör kullanacak ama şeyhinin elini öpünce cennete giden mürit olarak değil; piyasa şartlarında kullanacak. 

Yani serbest piyasa olacak. 

Yani mülkiyet hakkı ve mülkiyet güvencesi olacak. 

Aksi halde saman alevi gibi yanar yanar söneriz. 

Yarınımızdan umut yok derken, işin bir tarafı da budur. Sermaye ve sermayenin kullanım alanı. 

Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminde özel sektörün yatırımlarına bile siyaset yön vermeye başlamışsa; yarını siz düşüşün. 

Ya da düşünmeyin. 

Olacak olana varır. Kader-kısmet işte. 

  • Abone ol