Kapitalizmin devresel krizlere karşı önlemleri iktisatçılar arasında büyük bir tartışmadır.

Devresel krizler neden yaşanır ve bu krizlerden nasıl çıkılır? 

Klasik iktisadın ilk iflası olarak kabul edilen 29 Buhranında Keynesyen görüş hakim oldu. John Maynard Keynes eksilen talep sıkıntısını kamusal harcamanın talep teşviki ile aşmayı önermişti. 

70’lerde ise yaşanan stagflasyon karşısında Monoterist görüş öne çıktı. Milton Friedman parasal genişleme ile ekonominin kalıcı şekilde düzelmeyeceğini savunmuştur.

Moneterist görüş aslında istikrarlı para politikasının yeterli olacağını savunurken, buna yıllar önce Keynes cevap vermişti: “Uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız.” 

Yani ekonominin kendiliğinden yeniden dengeye geleceği herkes tarafından nerede ise kabul ediliyordu. Mesele bu kendiliğinden denge sürecini beklemek mi olacak, yoksa müdahale ile bir an önce mi düzelme olacak? 

***

Şimdi Türkiye ekonomisine bakalım. 

15+ yaş nüfusun işsizlik oranı 1980 sonrasında yüzde 4,0 seviyelerinde istikrar kazanıyor. Bu oran yüzde 5,0’e gelince sıkıntı başlıyor ve 5,1’e ulaştığında toplum iktidarı cezalandırıyor. 

94 krizi bir işsizlik krizi olmamış zaten. 2001 krizinde işsizlik oluyor. Hatta 2002-2003-2004 yılları 15+ yaş üstü için yüzde 5,14; 5,10 ve 5,02 olarak ciddi bunalım oluşturuyor. 

2008 küresel krizde de 2009 ve 2010 yılları 5,97 ve 5,17 ile bunalım yılları oluyor. Ve sonra 2012’de işsizlik %4,01’e geriliyor. 

Ama o da ne? 

2014 yılında Türkiye aslında BUNALIM EKONOMİSİNE giriyor. 15+ yaş üstü nüfusun işsizlik oranı %5,01 ile barajı geçiyor. Ve ardından hiç düşmeden istikrarlı şekilde kronik işsizlik sorunu artıyor: 

2014: %5,01 
2015: %5,28 
2016: %5,67 
2017: %5,77 
2018: %5,83 
2019: %7,27 

Resmen 6 yılımız bunalım içinde geçmiş. Zaten Haziran 2015 seçimlerine de yansıyan bir sonuç. 

Ama 2019 tam bir felaket. Çünkü bunalım ekonomisi içinde bir kriz dalgası yaşıyoruz. Ve EKONOMİK BUHRAN derinleşiyor. 

***

2015 yılından bu yana seçimlerde ana argüman şu: “Hele bu kardeşinize bir yetki verin; sonra bu işler hallolacak.” 

Bu yıl 7. yıl 

Türkiye’nin kronik yüksek işsizlik içinde yaşadığı 7. yıl. 

Ertelenen talebe bel bağlamak; ya da ekonominin kendisini düzeltmesini beklemek için bile oldukça fazla olan bir süre. 

Dünya’da iktisatçılar 1 yıllık krizi bile bekleyelim mi yoksa müdahale mi edelim diye tartışıyor. Oysa ülkemizde kronik bir bunalım ekonomisi 7 yıldır sürüyor. 

Öyle sürüyor ki; 

1- Evlenme sayısı düşüyor 

2- Boşanma sayısı artıyor 

3- Çocuk sayısı azalıyor 

4- İşsizlik rekoru kırılıyor. 

Acaba daha ne olmalıdır? Yani devresel kriz yaşamadığımız, çok ciddi yapısal bir yönetim krizi yaşadığımız ortada. 

Bu kriz öyle hukuk, adalet veya demokrasi ile de düzelecek bir kriz değildir. Bu kriz öyle eski politikaların benzeri politikalarla da düzelmeyecektir. 

Bu kadar yoğun bunalım ve krize rağmen neden hala muhalefet adres olamıyor? 

Asıl sorulardan birisi de budur. 

Öyle devletin kasasından vaat vermekle bu işin olmayacağı açık ve net olarak bellidir. 

Türkiye yeni ekonomik modeller ve çözümler üretmelidir. 

Aksi halde uzun vadeyi beklerken hepimiz ölmüş olacağız. 

  • Abone ol