Ekonomide bir finansal gösterge olarak dolar dün 7,60 liranın üzerinden işlem gördü.

1 avro ise 9,0 lira sınırına dayandı. 

Asıl mesele finansal göstergeler değildir. 

Ekonomide temel sorun iş piyasasıdır. Kurlar yükselirken çarklar dönüyorsa, yatırım ve istihdam sağlanıyorsa sorun çözülebilir. 

Hem kurlarda yükseliş hem de işgücü piyasasında kayıplar varsa asıl o zaman sorun var demektir. 

Hani hem enflasyon hem de durgunluk durumuna stagflasyon deniliyor ya, onun gibi bir şey diyelim. 

Bugün ülkemizde yatırımlar 2015 yılından beri gerileme sürecinde. Bunun anlamı şudur:

Fabrikalarda mevcut kapasite bitince artan nüfusa iş imkânı maalesef çok daha sınırlı olacaktır. 

Kimse evladına parlak bir iş beklemesin. Anlayacağınız bu düzende o iş biraz zor. 

Yatırımlar ek istihdam açısından hayati önem arz eder. O nedenle gelecek beklentinizi düşürmenizi sağlam delille bitirin diyorum. 

Hayale kapılmayın... 

Yatırımların azalması ile zaten 2015 yılından beri yüksek işsizlik oranları ile karşı karşıyayız.

Toplumda krediye dayalı tüketim ile bu sorun çok fazla hissedilmemiş olabilir. Evet, tüketiyoruz ama hanemizde gelir olarak değil, borç birikimi olarak yaşam sürüyoruz. 

Kısaca ekonomide BUNALIM aşaması 2015 yılında zaten başlamıştı. Bunu bir kenara not düşelim. 

***

Mayıs 2016’da kur hareketlerinde de emsal ülkelerden koptuk. Yüzde 49 oy oranlı Başbakanı yüzde sıfır oy oranlı Başbakanla değişince giden demokrasi soframızı da etkilemeye başladı. 

Özellikle OHAL döneminde sadece FETÖ için kullanılacağı açıklanan KHK’lar tüm yönetime yayılınca, kıtlık da yayılım gösterdi. Finansal dalgalanma sertleştikçe dalga boyumuz da uzadı durdu. 

Nihayetinde ‘Can bedenden çıkmadan Papaz ülkeden çıktı’ ama olacak olan da olmuştu. 2015’te başlayan bunalım; 2016’da başlayan finansal dalgalanma, nihayetinde 2018 ortasında reel kriz olarak kapımızı çaldı. 

Zaten yüksek olan işsizler hanesine 2,6 milyon daha işini kaybeden yeni işsiz eklendi. Artan nüfustan gelen işsizlerle beraber toplam geniş tanımlı işsiz sayımız 7 milyonu bile geçti. 

Bu yıl pandemi de eklenince çifte kriz yaşamaya başlayan ekonomide, geniş tanımlı işsizlik oranımız yüzde 30’lara geldi. 

Ama asıl mesele de bu değil. 

Bir kere ekonomide şu an yaşadığımız BUHRAN nesil olarak görmediğimiz bir durum. Şu an iş hayatında bulunan hiç kimse böyle bir ekonomik tablo ile karşılaşmamıştı. 

Ama asıl tehlike gelecekte... 

Geleceğimiz bugün yaşananları bize mumla aratacak boyutta. 

Hazine Garantili Müteahhitler 84 milyonun onlara çalışmasını bekliyor. Alacakları dağ gibi biriktikçe birikiyor. 

Yatırımsız, istihdamsız, kazançsız bir ekonomi. 

Ama büyük tehlike bu tablo da olamaz. 

Yakında yaşlı bir nüfus olacağız. 

Genç nüfus azalıyor. Kadın doğum oranı 1,8 gibi muazzam düşük seviyeye indi. Nüfus kendini yenileyemiyor. Ekonomik tablo evlenmeyi ve evlat sahibi olmayı hayli zorlaştırdı. 

Zaten bu tabloda hangi evladımıza nasıl bir gelecek bırakacağız? 

Bütün bu tablo ciddi bir yokluk ortamını işaret ediyor. 

Ülke olarak belki de daha büyük sorunumuz ekonomi bile olmayabilir. Bugün devlet işleyişinde kurumsal akıl ve kurumsal yapılarımızı kaybediyoruz. 

Parayı kazanabiliriz ama kaybettiğimiz kurumlarımızı ve kurumsal aklımızı zor kazanırız. 

O nedenle diyorum ki; ekonomide yaşadığımız sorunlar ne kadar ağır olduğunu görüyoruz. Hele yaşanacak sorunların ağırlığını da tahmin edebiliyoruz. Ama Devlet olarak, Ülke olarak kaybettiğimiz değerlerin yanında ekonomik sıkıntılar bile hafif kalabilir. 

Durum gerçekten çok ciddi. Umarım azıcık aklı-fikri olan Ülke geleceğini kendi geleceğinden ayırarak siyasi kararlarını verebilirler. 

Bu devlet bu yıkımı yaşarken size soracaklar: Sen nerede yer aldın? Duruşun neredeydi? 

  • Abone ol