Konu hakkında eski yazıdan alıntı yapayım. 

19 Ağustos 2020 

“Sorumluluk asıl devlet yönetiminde önemlidir. Çünkü bir kamusal güç kullanılıyor ve o gücü kullananlar ve yerine göre de kullanmayanların sorumluluğu olmalıdır. Yarına çok daha büyük maliyet çıkartacağı kesin bir makro politika, siyasi hırslar uğruna ülkeye büyük maliyet getirince kim hesap veriyor?” 

Bu yazıyı Merkez Bankası’nın sorumluluğunu yerine getirmemesi üzerine yazmıştım. Dolar/TL kurunda 6,85 barajı yıkılmış ve 7,30’lara merdiven dayanmıştı.  

Daha da yükselecek olan kurda Merkez Bankası neden gereğini yapmıyordu? Bir sorumluluğu yok muydu?  

Ama bugün aynı konu birçok alanda mevzubahistir.  

Mesela Ülkemizi yöneten kadroların sıkça rastladığımız bir davranışı var. Yukarıda onu şu şekilde izah ediyorum: “Yarına çok daha büyük maliyet çıkartacağı kesin bir makro politika.... “ 

Düşünün bir kez...  

İmar affı ile sakat binalarda Milleti oturtmak veya oturmasına izin vermek. Bu kimin görevidir? Ya da kim bu sorumluluğu üstlenmelidir?  

Dün MHP Lideri Devlet Bahçeli “Keşke riskli binalarda oturmak tercih edilmeseydi” dedi. Buna eklemeyi şu şekilde yapabiliriz: “Keşke riskli binalara oturma izni verilmesi uğruna imar affı ile para toplanmasaydı.”  

Düşündünüz mü hiç... İmar affı ile tehlikeli binaların rahatlıkla oturulabilir hale gelmesinin sorumluluğu kimdedir? Ya da binalar neden denetlenmez?  

Sağlık Bakanı her gün uyarı yapıyor. Ama uyarılar Millet kendisi önlem alsın diye. Acaba kamunun alması gereken önlenmelerde kamusal sorumluluk ne durumda?  

Maske mesafe temizlik deniliyor ama bu işin başka ayağı yok mu? Ulaşım gibi mesela.  

Uzaktan eğitimde EBA sistemi daha ilk baştan çöktü. İnternet zaten birçok yerde çekmiyor. Var olan internette artık çekmez oldu.  

Ya ekipmanlar. Tablet ve Bilgisayar için hala vergi indirimi bekleyip duralım. Ülke yönetimi için Hazine Garantili Müteahhitlere ödenmesi gereken paralar daha öncelikli olsa gerek. Çünkü o parada hiç eksilme olmuyor.   

Pazar günü Gelecek Partisi Büyük Kongresi oldu. Genel Başkan seçilen Ahmet Davutoğlu konuşmasında ekonomiden daha büyük sorun olarak “Yönetimi” gösterdi.  

Gerçekten de yönetim sorunumuz; ya da yönetilmeyen Ülke olarak sorunumuz çok daha büyük.  

Bunu görüyoruz.  

Ama bunu asıl İstanbul depreminde göreceğiz.  

Öyle 15-20 bina yıkılmayacak. Hesaplara göre 45 bin bina yıkılacak. Bu ne demek biliyor musunuz? 

Deprem oldu ve bina altında sapasağlam kaldınız. İşte orada ölümü bekleyeceğiz. Çünkü bu kadar yıkılacak binaya hangi kurtarma ekibi yetişebilir? 

Acaba şimdiden sakat bina denetimi yapılsa, bu iş Millete bırakılmayıp bir kamusal sorumluluk olarak ele alınsa olmaz mı?  

Bakınız yönetimsel sorun çok önemlidir. Mevcut sistemde bütün bakanlar dahi her işlerinde “Cumhurbaşkanımızın talimatı ile...” cümleye başlıyor. Acaba bir ülkeyi bir kişi ne kadar sağlıklı yönetebilir?  

Karar mercileri çoğalmalıdır. Ve karar mercilerinde kurumsal akıl devreye girmelidir.  

Merkez Bankası örneğine bakın. Bir türlü açık faiz artırımına gidemiyor. Örtülü faiz artırımları ile fonlama faizini %7,34’ten %13,45’e çıkarttı ama çare olmuyor. Kur artışının önüne geçemiyor.  

Çünkü piyasa biliyor ki, Merkez Bankası kurumsal aklı çalışmıyor ve asıl karar verici yer Cumhurbaşkanı. Oranın da görüşü belli... 

2017-2018 süreci parasal genişleme sonrası benzer süreç yaşanmıştı. Şimdi de aynı süreç devam ediyor ve hem kur hem de faizler yükseliyor. Aynı zamanda da enflasyon gelecek...  

Demek ki o teori yanlış ama ne çare ki, kimse anlatamıyor. Merkez Bankası bile kararlarında o teorinin yanlışlığını ilan ediyor ama nihai kararı alamıyor.  

Bakınız dün dolar 8,50’yi avro ise 10,00 lirayı gördü.  

Bu maliyeti üstlenen kim var? Kim sorumluluk üstleniyor? Kim Millete bu fakirliğin gerçek nedeninin yanlış yönetim olduğunu anlatacak?  

Keşke ortaya bir tane sorumlu çıksa ve Ülkeyi biz yönetiyoruz dese. Keşke sorunları muallak bir dış düşmana yıkarak sorumluluktan kaçmayı bıraksak. Ülkeyi gerçekten sahiplenen bir yönetim gelse... Keşke. 

  • Abone ol