Birden yeni sayfalar açıyoruz dedik ama, acaba yeni sayfalar açmak o kadar kolay olacak mı?  

Şimdi faizler sert şekilde artırılarak tüketim mi kısılacak, yoksa bir denge etrafında daha sakin bir faizle yol bulunmaya mı çalışılacak?  

Sadece Kasım ayının 8 iş gününde 5,4 milyar dolar daha yabancı para hesaplarına geçti. Aynı tarihte TL mevduatı ise 28 milyar lira azalarak 1 trilyon 537 milyar liraya geriledi. Yeni tasarrufun dövize gitmesini bırakın, mevcut TL tasarrufu dahi dövize dönüşüyor.  

Türk parasının cazibesini artırmak ve dövize geçişi durdurmak için ciddi bir faiz artışı gerekiyor. Ama ne kadar? 

Reel getiri için enflasyonun üzeri işaret edildi. İyi ama buradaki enflasyon resmi enflasyon mu, yoksa hissedilen enflasyon mu?  

Şimdi bir başka soruna daha bakalım: Bankaların kredi ila mevduat faiz makası açılmaya başladı. Son verilere göre kredi faizleri tüketici için %18,07 iken ticari kredilerde %16,70. Oysa mevduat faizleri halen %11,87’de görülüyor.  

Temmuz ayına göre tüketici kredileri 8,55 puan artış gösterirken ticari kredilerde artış 6,06 puan oldu. Ama mevduat faizlerinde artış sadece 4,52 puanda kaldı.  

Demek ki, TL mevduatı toplamak ve kredi vererek risk almak kaybettiriyor. O zaman da makas açılıyor.  

Faiz makasının azalması için güven sağlanacak bir ekonomik ortam çok önemli.  

Kredi faizleri daha hızlı artıyor ama ticari kredilerde belirgin bir artış devam ediyor. Hatta konut kredisinde kesilen artış hızı otomobil ve ihtiyaç kredisinde sürüyor. O zaman piyasaları ve ekonomiyi biraz daha mı soğutmak gerekiyor?  

Hem faiz artışı hem de güven artışı olmadan piyasaları bir dengeye taşımak oldukça zor. O nedenle geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hukuk demokrasi babında açıklamalarına ısrarla devam edilmesi gerekiyor.  

Şu sıralar demokrasiye vurulacak her darbe ülke yönetimini devirmek demektir. Çünkü denge çok hassas. (Gerçi bu her zaman böyledir) 

Artık öyle kimse kafasına göre soruşturma, tutuklama, susturma yöntemine gitmese iyi olacak. Maliyet çok büyük... 

***

Faiz artacak ve tüketim frenlenecek. Böylece ithalat azalacak, talep kısılınca fiyat baskısı da düşecek.  

Şu an krizdeyiz ama stokta araba kalmadı. Çünkü gelir dağılımı çok bozuk. O zaman talep kısılınca zaten işsizlikten kıvranan milyonlar ne olacak? Buna ek olarak pandemi nedeniyle yarım maaş alanların sayısı da hayli çok fazla.  

Kısılacak talep alt gelir gruplarını hepten parçalayacak. Zaten yüzde 30’a ulaşan geniş tanımlı işsizlik oranı katlanamaz seviyelere çıkacak. (Bu işsizlik oranlarında Avrupa 2011’de ne hale gelmişti hatırlayın)  

O zaman denge nasıl kurulacak?  

Acaba el altından başka bir piyasa çalıştırılıp, görünürde çok sert değişimlere mi gidilmeyecek? Yabancı raporlarında bu izlenimi görmüyor değiliz. Birdenbire bizden bile iyimser oldular. Bu işte bir bit yeniği olduğunu ifade edelim ve tarihe not düşelim.  

***

İşin özeti şu: Maalesef güvensiz bir yönetim sisteminde adım atacak yerimiz kalmadı. Şu anda Türkiye ekonomisi yeni sayfa açmak veya reform yapmak gibi aşamaları da çoktan geçti. Sorunlarımız tabiri caiz ise artık devrim niteliğine gelmiş durumda.  

Bütçede vergi gelirlerinin yüzde 90’ına yakını kamu personel ve emekliler için SGK açığına gidiyor. Artık Hazine Garantili Müteahhitler de bütçenin bir başka ortağı durumuna geldiler.  

Oysa pandemi sürecinde şu anda tek yol devletin tekrar yatırımcılığa soyunmasın gerektiriyor. Ama nasıl?  

Böyle bir dengesiz ve yıkım aşamasında dahi KANAL İSTANBUL derdindeki bir yönetimin ülke sorunlarının zerresini çözebileceğine inanıyor musunuz? Ya da böyle bir imkân ve seçenek var mı? 

Bekleyin ve görüşürüz... KARAR Sizindir. 

 

 

  • Abone ol