Tarımsal üretimde sorun var. Artık gıda sektöründe kendimize yetmiyor, ithalata gidiyoruz. Peki, çözüm ne? Verilere bakınca tablo şu: Tarla fiyatları enflasyonun altında kalmış ama raf fiyatları enflasyonun oldukça üzerinde. Yani çiftçi üretim yapıyor ama kar yapamıyor. Çiftçinin girdi maliyetlerine gelen zam karşısında çiftçi ürününü enflasyon oranında bile satamıyor.

2009-2020 arasında genel gıda fiyatları genel enflasyonun yüzde 20 üzerine çıkmış durumda. Sebze fiyatlarında bu fark yüzde 40.

Domates tarla fiyatı 1,82 ama raf fiyatı 3,90; havuç tarla fiyatı 1,33 ama raf fiyatı 3,26. Limon tarla fiyatı 2,18 ama raf fiyatı 5,79. 

Örnekler saymakla bitmiyor.

Çiftçiye verilecek en büyük destek satacağı ürünün fiyatını artırmak. Ama bu artış tüketiciye tam tersi ucuzluk olarak yansımak zorunda. Hem çiftçide fiyat artacak ama hem de raf fiyatları düşecek. 

O zaman ana çözüm ara maliyet sistemlerinde. Mesela Hazine garantili KÖİ yollarına ödenen yüksek gıda taşımacılığı maliyeti ele alınmalıdır. Mesela perakende sistemi baştan aşağı yenilenmelidir. Kooperatif sistemini dahi tek başına kurarsanız yetmeyecektir. Soruna bütüncül bakarak her noktayı düzeltmek gerekiyor.

Perakende sisteminde bile tek başına çözüm olmuyor. Mesela aynı caddede 10 mağazanın hepsi zarar ediyorsa maliyet tüketimi zorunlu ürünlerden çıkartılmamalıdır. Perakende sisteminin beton teşviki ile artan kira maliyetleri de ele alınmalıdır. Yani betona verilen düşük kredi desteği bir başka yoldan yükselen gıda fiyatları olarak topluma dönebilmektedir.

***

Türkiye katma değer oluşturamıyor. Çok iyi üretim yaptığımız ürünlerde bile karlılığımız yeterli değil.

Sorun üretim ama asıl üretimin değerini artırıcı değişimde. Burada çözüm ise eğitim sistemini beraberinde getiriyor.

Eğitime ne değer veriyoruz?

2009-2019 SGK 4/a (özel sektör sigortalı) çalışanların ücret değişimlerine bakıyoruz. Brüt asgari ücretin yüzde 276 arttığı 10 yılda genel ücretler yüzde 247 artışta kalıyor. Ücret artışı sadece asgari ücretten gelmiş.

Asgari ücret ile ortalama 4/a ücret farkı 2009 yılında yüzde 43,9’dan 2019 yılında yüzde 38,9’a gerilemiş. Asgari ücretli olmasa ortalama ücret artışı çok daha geride kalacaktı. 

Orta sınıf resmen eritilmiş. Ama asıl vergi dilimleri ile net ücretlerde fark açılıyor. Çünkü vergi dilimleri ücret artışlarının gerisinde kaldığı gibi asıl mesele asgari ücret üstü dilimlerin daha sınırlı artmasıdır.

Brüt ücret artışı %247 ama ilk vergi dilimi artışı %107. O nedenle asgari ücret bile yılı  en alt vergi diliminden kapatamıyor. Ama bir üstü vergi diliminde artış oranı sadece yüzde 82.

Ücreti üste çıkanın canı çıksın diyor sistem.

Zaten ücret artışı daha düşük olan orta sınıfa bir de vergi dilimi ile devlet büyük ortak oluyor. 

Çok okuyup çok kazanmak çok daha zor. İyi ama onca matematik, ya da yıllarca aileye yük olarak gece yarılarına kadar derse niye çalışılıp okuyoruz? 

Okumayanların maaşları daha yüksek oranda artıyor. 

Sistem resmen bilime, çok okuyana ceza kesiyor. Çok okuyup çok kazanırsanız başınıza daha büyük vergi kuşu  konduruyorlar.

Hadi bunları aştınız, bu sefer de dolaylı vergilerle orta sınıfın vergi yükü bir kez daha artırılıyor. Özellikle 2009 yılından sonra orta sınıfa çok ağır vergiler yüklenmiştir. 

***

SGK verilerine göre emekli sayısı 13 milyonun üzerinde.Kamu çalışanı sayısı ise 5 milyona yaklaştı.

SGK’nın sadece açığını kapatmak için bütçeden yapılan ek transferler ve bütçedeki kamu personel giderleri vergi gelirlerinin yüzde 90’ına geldi. Bu oran salgın hastalık ve ekonomik kriz nedeniyle arttı ama yapısal olarak artış zaten vardı.

Vergi gelirlerinden artık bir de KÖİ giderleri artan oranda pay almaya başlıyor.

O zaman nasıl para bularak ek mali uygulamalar yapılacak? Mesela bu dönemde kamu yatırımı gerekiyor. İyi ama kasada zırnık yok. Hatta borç sarmalına da girdik.

Ülkede çalışan da kaybediyor emekli de kaybediyor.

Şirketler kar edemiyor ki çalışanına maaş versin. Verilen maaşında önemli kısmını devlet alıyor.

Devlete gelir elde etmek için artık yeni vergiyi kimse düşünemez. Hatta yeni iktidarlardan vergi indirimi bile bekleniyor. O zaman nasıl para bulunacak?

Yani çalışmak zorundayız. Ülke olarak sistemleri çok ciddi şekilde elden geçirmek zorundayız. Öncelikle çalışmak ve çalıştıkça kazanmayı yeniden başarmamız gerekiyor.

Emeklilik zaten sürünme yeri olmaktan çıkartılmalı. Ama 60 yaş altı emeklilerle mi yoksa gerçek emekli yaşındakilerle mi? 

***

Ülke olarak hızla yaşlanıyoruz. Vaktimiz çok azaldı. Fakir ve yaşlı bir ülke olarak borçları bile ödeyemeyiz.

O zaman bize reform gibi küçük değişimler yetmeyecektir. Bize artık reform değil devrim gerekiyor. O derece içerden yıkıldık ki, bu yıkımı büyük bir seferberlik ile ancak aşabiliriz. Hukuk adalet ile sadece zemin düzelir ama ülke kurtulmaz. 

 

 

  • Abone ol