Toplumun büyük kesimi çalışan olarak girişimcilerin verdiği ücrete bakmaktadır. Girişimciler ne kadar rahat olursa, o kadar daha yüksek ücret rekabeti oluşur. Ama yüksek ücret için en önemli şart işsizliğin düşük olmasıdır. 

Bugün ülkemize 10 milyona ulaşan ve yüzde 30’a varan geniş tanımlı işsizlik ücret artışı önünde en büyük engel teşkil etmektedir. Lakin geçmiş yıllarda hızlı büyüme oranlarına rağmen işsizlik sorununu düşüremeyen bir ülkeyiz.  

Nitekim kamu yaptırımı ile artan asgari ücret, asgari emekli maaşı ve asgari memur maaşı dışında ciddi bir ücret artışı olmamıştır. Hatta orta sınıf dediğimiz beyaz yaka kesiminde ücretler çok ciddi erime yaşamıştır.  

Asgari ücretlerin reel olarak ciddi artış yaşadığı AK Parti döneminde orta sınıf ücretleri asıl darbeyi yemiştir.  

2002 yılında asgari ücretin 184 TL ile 126 dolar olduğunu söylersek anlamış oluruz. Bugün dolar reel olarak çok daha değerli olmasına rağmen asgari ücret 290 dolar seviyesindedir.  

Asgari ücret ile ortalama ücret arasında makas daraldı diyoruz ama bu makasın daralmasında asgari ücretteki reel artışta çok önemlidir.  

*** 

Evet, seçmen sayısı çok olduğundan asgari ücret bütün partilerin iştahını kabartır. Hatta bu ücretleri kamu ödemediğinden asgari ücret kararları daha rahat alınır. Ama sorun bu kararı almakla bitiyor mu? 

Artık asgari ücret ile ortalama ücret nerde ise birbirine çok yaklaştı. Daha önce bahsettiğim verilerle izah edeceğim: 

4/a dediğimiz özel sektör statüsünde çalışanların toplam brüt ücreti 2009-2019 arasında %247 artışla 4.224 TL’ye ulaşıyor.  Oysa 2019 yılı brüt asgari ücret 2.558 liradır.  

Ama daha önemlisi şu noktadır: 2009-2019 arasında asgari ücret yüzde 276 artışla aslında ortalama ücreti artmış gibi göstermektedir. Yoksa asgari ücretli dışlındakiler çok ciddi bir ücret kaybına uğramıştır.  

Ücretlerin yüzde 250 arttığı dönemde ise vergi dilimleri yüzde 100 ve altına kalmıştır.  Özellikle ilk vergi dilimi olan yüzde 15 üstünde artışlar yüksek ücretleri cezalandırıcı derecede enflasyonun gerisinde kalmıştır.  

Enflasyonun yüzde 150 olduğu bu dönemde; 

%15’lik vergi dilimi %107 artış gösterirken 

%20’lik ikinci vergi dilimi sadece %82 artışta kalmıştır. %27’lik üçüncü vergi dilimi ise %96 artışla yine enflasyonun oldukça gerisinde kalmıştır.  

Bu ne demektir?  

2009 yılında 30 bin TL yıllık brüt geliri olan bir orta sınıf çalışan bunun yüzde 68’i olan 20.410 lirayı net olarak almaktaydı. Oysa aynı ücret toplam ücret artışı oranında arttığında 2019 yılında yıllık 112 bin lira brüt ücret etmektedir. Ama artık ele geçen net ücret 72.345 lirada kalmaktadır. Yani devlet ekstradan bu orta sınıf çalışanın 4 bin lirasını daha vergi dilimleri vasıtası ile kendine almaktadır. 

Bugün işverenler en fazla yüksek ücretin kamu yükünden yakınmaktadır.  Maaş skalasında küçük bir artış vergi ve SGK yükünde çok ciddi ağırlık oluşturmaktadır. Ama daha yüksek SGK primi ödeyen üst ücretliler bile asgari emekli maaşı kavramı ile emeklilikte daha az prim ödeyenlerle aynı maaşı alabilmektedir.  

Ortada aslında orta ücretliler aleyhine çok ciddi adaletsizlik bulunmaktadır. Ne ücretleri artıyor ne de ödedikleri prim karşılığı emeklilik hakları artıyor... 

Asgaride buluşturulan bir toplum aslında çok ciddi bir yozlaşma içindedir. Hastanelerde Dr’ların saldırıya uğraması da bunun bir başka göstergesidir. 

Artık ülkemizde okumanın ve okuyanın değeri gittikçe düşmektedir.  Bu tablo ilerleyen yıllarda çok ciddi yozlaşma sorunları oluşturabilir. 

Sorun asgari ücretleri kamu zoruyla artırmakta yatmıyor. Çözüm, ücretleri verimlilik ve rekabet esasına göre alın teri hakkı olarak artırmaktadır. 

Bu açıdan şirketlerin verimliliğini artırmak kadar, yurtdışı kar transferlerini önleyici tedbirleri almakta yatmaktadır.  

*** 

Orta sınıf üretkenliğini oluşturmadan asgari ücret pazarlıkları ülkeyi ileriye değil, uzun vadede geriye götürecektir. Bunu da unutmadan pazarlıkları yapmak gerekir. 

  • Abone ol