Gelin iktisadi olarak bazı yıllara isim verelim:  

2013: Ekonomide U dönüşünün başladığı yıl 

2015: İşsizliğin kriz seviyelerine çıktığı yıl 

2016: Finansal krizin başladığı yıl 

2017: Suni şişme yılı 

2018: Restlerin reel krize dönüştüğü yıl  

2019: Yok yılı 

2020: Döviz yılı 

2021: Faiz yılı 

*** 

Aslında 2019 yılına da 2021 yılının üzerinde bir faizle giriş yapmıştık. Ama bu sefer durum daha vahim. 

Ocak 2019 TL kredileri 1 trilyon 431 milyar liraydı. Oysa 2021 yılına 2 trilyon 343 milyar liralık TL kredisi ile giriyoruz.  

Dövizli krediler ise 181 milyar dolardan 165 milyar dolara gerilemiş. Zaten şu an sorunumuz kur değil, TL faizi.  

2018 sonunda 60,9 milyon 15+ yaş üstü nüfusta çalışan sayısı 27,6 milyon kişiydi. Bugün ise 15+ yaş üstü nüfus 63 milyonu geçti ama çalışan sayısı hala 27,7 milyon kişi.  

Hatta bu çalışanların da yaklaşık 6,5 milyonu gelir kaybına uğramış ve bir kısmı da gerçekte işsiz kalmış kişilerden oluşuyor.  

Eylül 2018-2020 arasında 3,4 milyon kişi daha iş hayatının dışında kalmış durumda.  

Ya da şöyle izah edelim: Yüzde 30’a varan geniş tanımlı işsizlik oranı ve 10 milyon işsiz ile 2021 yılına giriyoruz.  

Hem de yüksek faizle.  

*** 

Şimdi tekrar edelim: 

2020 yılında kur artışına bağlı yüklü bir maliyet artışı yaşadık. Bu maliyet artışını henüz tüketicilere yansıtamamış bir reel sektör var. 

2021 yılına yüksek faizle giriyoruz ama kredi piyasası son 2 yılda yüzde 65 daha büyük hale gelmiş durumda.  

Çünkü 2020 yılında herkesi kredilendirdik.  

2021 yılında hem kredi ödemeleri hem yapılandırma ödemeleri, hem de kamu borç ödemeleri başlıyor.  

Şirketler yüksek faiz ve biriken kur maliyeti baskısı altında. Çalışanlar ise azalan iş alanı ve yüksek işsizlikle beraber bir de kısa çalışma ödeneği gibi düşen gelirle yüz yüze.  

Gelire bağlı talebin düşeceği kesin 

Ama asıl krediye bağlı talebin de düşeceği kesin.  

Talep azalınca şirketler nasıl dönecek? Artan maliyetler nasıl karşılanacak?  

İş epey ciddi.  

Hatta Ankara’nın bütçesine hiç bakmadık. Orası zaten Hazine Garantili Müteahhitlerin kasası haline geldi. Millete para kimse beklemesin. Bunu açıklanan emekli maaş zamlarında da gördük.  

Kısaca Ankara’ya da para lazım.  

Ama nasıl olacak? 

*** 

Geriye bir tek yol kalıyor: Reform adı altında yabancı yatırımcıları ikna etmek. 

Ya da ittifak ortağını ikna etmek.  

Acaba hangisi olacak?  

*** 

2021 yılı faiz yılı olacak ama faiz yılına müthiş bir çıkmaz ile giriyoruz. Yüzde 30 işsizlik oranı ile ekonomiyi soğutmaya çalışıyoruz.  

Acaba toplum bu ekonomik acıya ne kadar dayanabilir? Devletin yönetim kadrosunun en üstten nerede ise en alta kadar yaşadığı itibarlı hayat ile toplumun fakirliği nasıl buluşacak? 

Soru ve cevap aslında burada yatıyor.  

Yıl ortasına çıkabilirsek gerisi de gelir mi diyeceğiz?  

Ya da bir başka U dönüşü ile tamamen kapanmaya mı gideceğiz?  

Bizi çok zor bir yıl bekliyor, bunu bilelim. Ama nasıl bu açmazdan çıkacağımızı ise sanırım kimse bilmiyor.  

Bakalım ne olacak? 

  • Abone ol