Ülkemiz ekonomisi de tam bir sarmala girmiş durumda.  

Bir tarafta döviz ihtiyacının doğurduğu faiz & döviz sarmalı 

Diğer yanda bütçe açığının doğurmak üzere olduğu bütçe açığı & borç sarmalı. 

Son 4 yılda bütçemiz 440 milyar liranın üzerinde nakit açığı vermiş. 2016 yılı başında 685 milyar lira olan Merkezi Yönetim Borç Stoku artık (Kasım 2020) 1 trilyon 872 milyar liraya ulaştı. Ama artışın 2020 yılında yığınlaştığını da ifade edelim.  

2020 başında 1 trilyon 336 milyar lira olan kamu borcu, yıl bitmeden 1 trilyon 872 milyar liraya yükseldi bile.  

Sadece bu yılın 11 ayında kamu borç stokundaki artış 543 milyar liraya ulaştı. Bu tutar 2016 başındaki borç stokunun yüzde 80’ine karşılık geliyor.  

Delice bir borçlanma ihtiyacı ve delice bir borç artışı yaşanıyor.  

Bugün bütçeden yapılan faiz gideri borç oranına göre daha az kalmaktadır. Lakin unutmayın ki, önce borç artıyor ve ardından faiz yükü biniyor.  

2015 yılında 50 milyar lira olan faiz giderinin bugün 121 milyar liraya çıkmış olması bizi şaşırtmasın. Asıl faiz gideri sonraki yıllarda karşımıza çıkacaktır.  

*** 

Devlet bütçemiz borç sarmalına girdi de cari işlemlerimiz döviz sarmalına girmedi mi?  

Bu yılın ilk 11 ayında 38,5 milyar dolar rezervlerden erittik. Ama yabancı sermaye çıkışı ile beraber sattığımız döviz 130 milyar dolara geldi.  

Kasada tabiri caiz ise 40 sent kalmadı.  

Kasada gözüken tüm döviz emanet veya başkalarının. Hatta o emanet ve başkalarının dövizleri çıktığında kasa 50 milyar dolar açık veriyor.  

Acilen döviz bulmalıyız. Hem de çok acil... 

İyi ama nasıl?  

İşte onu da yüksek faiz vererek yapıyoruz. Ülke kaynaklarını faizcilere peşkeş çekerek faturayı Millete ödetiyoruz.  

Ya yüksek faiz verip döviz bulacağız; ya da döviz bulacağız.  

Başka yol yok...  

Çalışarak, üreterek, yatırım yapılarak döviz bulma imkânımız yok. Geçmiş yıllarda ülkemize gelen dövizleri betona gömerken hiç düşünmedik bu günleri.  

Artık ekonomimiz tam bir döviz & faiz sarmalına girmiş durumda.  

*** 

Bir tarafta bütçe açığı ve faiz sarmalı yaşanırken diğer tarafta da döviz açığı & faiz sarmalı yaşanıyor.  

Ama bütün bu cenderede asıl sarmal işsizlikte yaşanıyor.  

Yatırım ortamı ülkemizde 2015 yılından beri çalışmıyor. Yerli & Milli, beka vs söylemler seçmeni cezbediyor olabilir, ama bilinmelidir ki bu söylemler yatırımcıları da tam tersine yatırımdan iteliyor.  

Ülkemizde seçmen ve seçim uğruna dış politikada girdiğimiz gel-git sarmalları bizi adeta baş döndürücü bir arenaya çevirdi.  

Bir gün AB’ye “sen yoluna biz yolumuza” derken, ertesi gün “AB bizim kapımızdır” diyebiliyoruz.  

Bütün bu gel-git sarmalları sonucu ülkede yatırım yapılmıyor, yatırım yapılmayınca da istihdam artmıyor.  

Sonuç olarak karşımıza ağır yük ödeyen bir Millet çıkıveriyor.  

Bütçemiz açık 

Dövizimiz yok ve 

İşçimizin çalışacağı fabrikalar yetersiz.  

Çünkü yeni yatırırım ve iş alanı yok. 

Ama bütün bu sarmalların ötesinde 84 milyon Milleti 5-6 müteahhide çalışmak zorunda bırakan devasa bir Hazine Garantili ödemelerimiz var.  

Çocuklarımız 

Torunlarımız  

bile borçlu.  

Gelecek umudunu kaybeden Millet kapağı yurtdışına atmayı hayal ederken, içeride kalanların Yerli Milli mehter havası kulakları çınlatıyor.  

Tıpkı Venezuela gibi... 

  • Abone ol