Önce şu alıntıyı aktarmak istiyorum.

Prof. Dr. Mehmet Azimli sosyal medya hesabından paylaştı: “Farklılaşma birey ve toplumların beka nedenidir; benzeş(tir)me ise helak nedenidir.” (İbn Sina, Kitabu’s-Siyase, s57.)

Bugün bir kuşak çok ciddi düşünsel çıkmaz içinde. Özellikle geçmiş yaraların üzerinden adeta hapsolmuş durumda. O yaralar ki, iyileşmesine asla izin verilmiyor.

Lise altı eğitimli kesimde bu yaralar çok etkili.

Krizde işlerini kaybettiler

Krizde çocuk sayıları yüzde 23,0 gibi muazzam düştü.

Ama hala geçmiş yaraları üzerinden ülkenin geleceğini hapsediyorlar.

Prof Dr. Ali Çarkoğlu’nun sözleri kulaklarımdan gitmiyor: “Türkiye son iktisadi veya normal seçimini Haziran 2015’de yaptı. Sonraki seçimler olağandışı olarak gerçekleşti”.

Hatırlıyorum Nisan 2017 Referandumunu... “Hayır” oyu ile İslam ve Vatan düşmanlığı nerede ise birleştirilmişti.

2018 seçimlerinde ise beka sorunumuz had safhadaydı. Ya ülke kurtulacak, ya da şer güçler galip gelecekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Hele siz bu kardeşinize bir oy verin, görün bakın dolar faiz nasıl dize getirilecek” demişti.

Millet oy verdi ama ülkemiz 4 yıldır yerinde sayıyor.

1 tane bile olumluya gidiş olmadı.

Bütün güçler tek bir yerde toplandı, bürokrasi adeta yok edildi ama ülkemizin kalkınması da bitti.

Hani hızlı kararlar alınarak ekonomik şahlanma yaşayacaktık?

Bir arşiv çalışması yapılsa keşke... 2017 Referandum ve 2018 Cumhurbaşkanlığı vaatleri neydi? Nasıl uçacaktı ülkemiz?

Ama uçmayı bırakın kanadımız kırıldı resmen. Adım atamaz hale geldik.

Bırakın ekonomiyi;

Bırakın yoksulluğu, fakirliği;

Bırakın kronik işsizliği;

Varlığımızı bile sorgular noktaya geldik.

Bütün bunlara rağmen “aç kalırız ama yedirmeyiz” zihniyeti devam ediyor.

Kamusal güç kullanan siyaset ve onun uzantısı yönetimler, müthiş sefa içerisinde ve itibardan tasarruf etmiyorlar. Hazine garantili müteahhitler ise adeta 84 milyonluk ülkenin uğurlarına çalıştıkları bir avuç çıkar gurubu haline geldi.

Ama hala bekleyen bir kesim var.

Ne bekliyoruz?

Evlatlarımızın ve torunlarımızın bile gelecek gelirleri bu müteahhitlere teminat olarak verildi. Dirsek çürütüp, okul okuyan ve mesleki başarı sağlamaya çalışan gençlerin gelecek umutları da parti üyeliğine bağlanmış oldu.

Acaba nasıl bir çıkış olacak?

Geçmişin yaralarından kendilerine toplumsal varlık oluşturan kesim daha ne kadar aç kalacak ve yedirmeyecek? İşini kaybedecek, evini kaybedecek ama siyasetine sıkı sıkıya bağlı kalacak?

Acaba bu bağlılığının evladının ve torununun geleceğini de karanlığa bağladığını biliyor mu?

Türkiye hızla eski dönemlere döndü.

Ekonomik olarak kaybettiklerimizi kısa sürede kazanırız. Ama toplumsal ayrışmanın maliyetini, devlet düzeni olarak yaşadığımız yıkımı nasıl onarabiliriz?

Hadi biz kendimizden geçtik...

Evlatlarımıza, torunlarımıza siyasi yaralarımıza bağlı tapulaşmanın maliyetini yüklemeye hakkımız var mı?

Biz aç kalıp yedirmediğimiz zaman evlatlarımız, torunlarımız da aç ve işsiz kalmıyor mu?

Kendim ettim ama sadece kendim bulmuyorum. Kendim edince o kara talihin sonuçlarını evlatlarımız ve torunlarımız da buluyor.

Artık geçmişe bakarak ne kadar daha hapsolduğumuz dar alanda kalacağız?

Ülkemizin bize emanet verildiğini ve asıl emaneti teslim edeceğimiz gençleri düşünmemiz gerektiğini ne zaman anlayacağız?

Lütfen evlatlarınızın ve torunlarınızın gözlerinin içine bakarak düşünelim. Onlara nasıl bir gelecek bıraktığımızı ve bu gelecekte bizlerin nasıl bir rolümüz olduğunu hesap edelim.

Aksi halde bu ülke bu çıkmaz sokakta hapsolmaya devam edecektir.

  • Abone ol