Bir sorun mu oluştu? Çözmek için uğraşmaya, onca kafa yormaya ne gerek var.  

Hemen “dış güçlerin oyunu” dersin olur biter. Ya da “İçerideki işbirlikçiler harekete geçti” dedin mi düşman da açığa çıkmış olur.  

Hoşumuza gitmeyen ne varsa hain & terörist ilan ediyoruz... Bildiğimiz en iyi yöntem bu olunca bize de yeni gelişmeleri aktarmak düştü.  

Bakın işte o teröristlerden yeniden gelenler var.  

Bir kaç yıl önce soğan-patates teröristleri vardı ve onları kamu müdahalesi ile yendik. Koca devletimiz meydanlarda “soğan... patatesss... soğan... patatesss” sattı.  

Teröristle veya iç-dış düşmanlarla uğraşmak kolay mı? Soğanla bile geldiler üzerimize.  

Şimdi ise süt ve peynir cephesi açılmış. Sıvı yağ hattı zaten düştü.  

Aslında ortada bir cephe savaşı veriyoruz. Mesela marketler darbe teşebbüsü içerisindeler.  

İçerden vuruyorlar; dışarıdan vuruyorlar.  

Demokratik toplumun en hassas bölgesi olan boğazdan vuruyorlar.  

Kolay değil bu tür saldırıları bertaraf etmek. Devlet ve Millet olarak kenetlenmeliyiz mesela. Yemekten ve içmekten vazgeçmeyi bile göze almalıyız.  

Ülkemizin beka sorunu varsa daha aç ve daha zayıf karınlarla dolaşmak bize vız gelir.  

Hem “aç kalırız ama yedirmeyiz” söylemi ile meşhur ani müdahale birliklerimiz yok muydu? Bakın ilk müdahaleyi onlar yapıyorlar.  

Bırakın aç kalmayı; 

işlerini kaybettiler 

Evlenemiyorlar 

Evlat sahibi olamıyorlar  

yemiyorlar ama liderlerini de başkalarına yedirmiyorlar.  

Portakal & Mandalina tarlada 1,0-1,5 lira arasında ama marketler 6-7 liradan satıyorlarmış. Süt ise üreticide 2,0 lira ama marketler 8-9 liradan satıyormuş.  

Biz ki kuru fasulye, nohut ve pirinç mücadelesini başarmış bir toplumuz... Süt ve süt ürünleri bize ne yapabilir?  

Onlar korksun... 

***

Şimdi gelelim işin aslına 

Yani kafa yormamız gereken ve çözüm üretmemiz gereken gıda sorununa... 

Bu konuyu defalarca yazmışımdır ama maalesef hala kamuoyunda yeterince çözüm üretilemiyor.  

Gıda fiyatlarında Türkiye zam şampiyonu olmuş. Ama sorun üretim eksikliğinde mi, ya da nerede? 

Tarım üretici fiyatları yıllık yüzde 21 artış göstermiş ama enflasyondaki gıda fiyatları da yüzde 21 artış göstermiş. Sorun genelde gözüküyor.  

Ama işi biraz derinleştirelim.  

2010-2020 arasında genel fiyat düzeyi 100 liradan 263 liraya yükselmiş. Oysa aynı dönemde gıda satış fiyatları 303 liraya çıkarak genel fiyat artışının epey önünde gitmiş.  

Hatta asıl yükseliş katı ve sıvı yağlarda, meyvelerde ve sebzelerde yaşanmış. 2010-2020 arası fiyat seviyelerini şu şekilde verelim: 

Genel fiyat düzeyi 100 TL’den 263 TL’ye 

Gıda raf fiyatları 100TL’den 303 TL’ye 

Süt, peynir, yumurta 100 TL’den 306 TL’ye 

Katı ve sıvı yağlar 100 TL’den 342 TL’ye 

Meyveler 100 TL’den 320 TL’ye 

Sebzeler 100 TL’den 332 TL’ye yükselmiş.  

Şimdi gelelim asıl hikayeye. Raf fiyatları genel enflasyonun bile üzerinde artan tarım sektöründe üreticinin durumu nedir?  

Tarlasını işleyen, hayvanını besleyen çiftçi ne kazanmış? 

İşte orası çok karanlık. Çiftçinin satış fiyatı 2010-2020 arasında 100 TL’den sadece 250 TL’ye yükselmiş.  

Yani çiftçi enflasyonun bile altında ezilmiş.  

Acaba çiftçinin para kazanamadığı 

tüketicinin adeta gıda alamaz hale geldiği bu düzeni nasıl kurduk? 

Ya da sorunu nasıl çözebiliriz?  

***

Şimdi iki soru sorarak konuyu bitirelim. 

1- En küçük dükkan kirası dahi nereden nereye geldi? Yani beton teşviki bizi açlıkla karşı karşıya nasıl bıraktı? 

2- Hazine garantili müteahhitlerin yollarından yüksek fiyatla geçen sebze meyve de bereket kalır mı?  Siz anladınız durumu.. 

  • Abone ol