Uzun yıllardır aklımı kurcalayan bir soru var: Acaba kamu yükü gerçekte ne kadar artış gösterdi?  

Oranlar GSYH üzerinden veriliyor. İyi ama GSYH hesabı ne kadar gerçek? Biliyorsunuz 2016 yılındaki revizyon çok muhteşem. Bu revizyonda iki büyük soru işareti var. 

1- Son yılların revizyonu yüzde 20’yi aşıyor. Oysa eski yıllara gittikçe eski gelir ile revizyon sonrası gelir farkı yüzde 2’lere düşüyor. Bu hesap biçimi sayesinde vergi gelirlerinin GSYH oranı çok az artmış gibi görülüyor. Ama gerçek bu değil elbette.  

2- Revizyon sonrası yeni sistemde artık ‘miktar’ değil ‘değer’ ön planda. Bunu şu şekilde izah edelim: 2017 yılında 100 araç ürettik ve üç yıl sonra yine 100 araç üretmiş olduk. Miktar aynı olmasına rağmen araç değerini artırdığımız için, miktar bazında GSYH aynı olsa bile değer bazında artış yaşayabiliyor. Bu çarpıklığı gösteren en önemli sağlama yöntemi elektrik tüketimi. 2017-2020 yılı elektrik tüketimleri aynı olmasına rağmen GSYH reel olarak yüzde 6,4 artmış gözüküyor. Tabii ki bu veri de gerçek durumu yansıtmıyor.  

İşte bu iki temel nedenden dolayı kamu yükünü GSYH oranı olarak alamıyoruz.  

Peki ne yapacağız? 

Burada bir temel sorun da kamu yükünü ölçmek. Mesela kamu yükü sadece vergi gelirleri midir? Kamunun işlettiği teşebbüslere ödenen bedeller ne olacak? Ya da çok daha önemlisi faiz ve ceza ödemeleri? (SGK yükünü ayrı tutuyoruz) 

İşte bu kalemleri de ele alarak bir hesap yapıyoruz.  

2007 yılında kamu gelirleri (vergi+teşebbüs+faiz ve cezalar) 176 milyar 780 milyon liradır. Nüfus ise 70 milyon 586 bin kişi. Burada kişi başına kamu yükü 2.504 lira ediyor.  

2008 yılında ise kişi başına kamu yükü 2.694 liraya çıkıyor.  

Gelelim 2019-2020 yıllarına. 

Kişi başına kamu yükü 2019 yılında 10.006 liradır. Bu tutar 2020 yılında ise 11.633 liraya çıkıyor.  

Unutmayalım, bu tutarlar her bir bireyin kamuya vergi ve diğer ödemelerini içermektedir.  

Peki,bu artışta reel durum nedir?  

İşte bunu enflasyon ile endeksliyoruz. Enflasyon endeksine göre 2019-2020 yılları kamu yükü 7.528 lira ve 8.453 lira olmalıydı. Enflasyona hesabına göre kişi başına kamu yükü 2019 yılında 2.478 lira ve 2020 yılında da 3.180 lira fazladan artmış durumda.  

Veya durumu şu şekilde izah edelim: Kişi başına kamu yükü enflasyon oranında artsaydı toplamda bütün toplum 2020 yılında 268 milyar lira daha az ödeme yapmış olacaktır. Ya da şu şekilde soralım: Kişi başına yüzde 37,6 reel kazanç mı elde ettik?  

Aslında bu tabloyu bütçe hedef ve gerçekleşmelerinden de çıkartabiliriz.  

2007-2020 arasında 2009 ve 2019 yılları hariç kamu bütçe hedefinin sürekli üzerinde para toplamış. 

Biz bu tarihi rakamları topladığımızda ve eksik geliri de (2009-2019 yılları) çıkarttığımızda hedefin üzerinde 259 milyar lira para toplandığını görüyoruz. Bu rakamı enflasyondan arındırdığımızda 2020 yılı fiyatı ile fazladan toplanan kamu gelirinin 380 milyar lira olduğunu anlıyoruz.  

Bütçe hedefleri genellikle enflasyon ve büyüme parametresi içerisinde ele alınıyor. Ama büyüme hedeflerinin de 2012 sonrası pek tutmadığı açıktır. Buna rağmen nasıl oluyor da kamu hedeflenen gelirini üzerinde para toplamış olabiliyor? 

İşte burada karşımıza sürekli eklenen yeni vergiler ve vergi dışı kamu yükleri çıkmaktadır.  

Bu konu neden önemlidir?  

Özellikle ücretli kesim ele geçen net ücret artışına bakıyor. Oysa net ücret artışına rağmen harcama yüklerinde kamu yükümlülüğü daha fazla artabiliyor.  

Mesela ücretiniz reel olarak artmış olsa bile acaba otomotiv vergilerinden sonra satın alma imkanımız ne oldu?  

Yani net ücret artışına rağmen aslında kamu yükü artışı nedeniyle satın alma gücümüz artmayı bırakın, azalış bile yaşamış olabiliyor.  

*** 

Aslında burada konuya giriş yaparak daha detaylı araştırmalar için dikkat çekmek istiyorum. Sadece vergi kesintileri olarak değil, diğer kamu yükleri ile beraber ücretlilerin reel refahının ölçülmesi gerekiyor.  

Hatta bugün kamu yükü olmasına rağmen özel sektöre ödenen otoyol, köprü, şehir hastanesi gibi giderleri de bu hesaba katmamız gerekiyor. Çünkü özel sektöre devredilmiş çok ciddi bir kamu geliri söz konusudur.  

*** 

Ülkemizde yeni dönem yönetim için hazırlanan muhalefet açısından da bir nokta burada dikkat çekiyor.  

Toplumun vergi ve benzeri yükümlülüğü çok ciddi manada artmıştır. Kamu yönetiminde yeni bir sayfa açalım derken topluma yeni kamu yükümlülükleri yüklemek çok ciddi sıkıntılar getirebilir. Hatta bazı kamu yükümlülüklerini toplumun sırtından almak bile zaruridir.  

O nedenle topluma alan el olarak değil, veren el olarak refah sağlamak gerekiyor.  

Muhalefet bugüne sakın bakmasın. Bugün hem sonuna kadar para toplanıyor (IBAN dahil) hem de milleti borçlandırarak eser siyaseti yapıyoruz denilebiliyor. 

Hem her şey alıyorlar, hem de veren el olduklarını söylüyorlar. Toplumda bir kesim hala dava diye bakarken elinde avucunda ne varsa kamu toplamış oluyor. Ne dedik: Altı dava-üstü para... 

  • Abone ol