Zamanında yapılması gerekenleri yapmayınca,

gerekli önlemleri almak yerine tam tersi olarak sorunları artırıcı adımları atınca,

iş dönüp dolaşıp geliyor hemen bir düşman ilan etmeye.

Şimdiki düşmanımız marketler.

Hatta bakkal Ahmet amca da suçlular arasında.

Aynı yumurtayı yüksek fiyata bakkal Ahmet amca satmıyor mu? Aynı yoğurdu üfleyerek yedirmiyor mu?

***

Yıllardır anlatırız ve rakamlarla ortaya durumu sereriz.

Tarımda - gıdada ana sorunumuz tarla değildir.

Gıda fiyatları özellikle 2013 sonrası enflasyonun üzerinde artmaya başlamıştır.

Ama aynı dönemde tarla fiyatları bırakın raf fiyatlarını, enflasyonun bile gerisinde kalmıştır.

Bu sonucu şu şekilde izah ediyoruz: Tarlada 50 kuruş ama markette 5 lira...

Şimdi burada çiftçiye daha fazla üret, neden yeterince çalışmıyorsun mu diyeceğiz. Çiftçi zaten zararda ve mahsulünü çok düşük fiyata satıyor.

Bu tablo yıllardır böyle... Ama her nedense tarla-raf fiyat makası 2013 sonrası açılmaya başladı.

“Efendim fire var, fiyatlar o yüzden artıyor”.

Kardeşim patatesin firesi ne kadar ki; tarlada 60-70 kuruş iken raf fiyatı 4-5 lira. Ya da kuru soğanda fire çok mu yüksek.

Bu konuya ilişkin ikinci sorumuz da şu: Efendim eskiden tarla-raf fiyat farkı daha düşükken fire daha mı azdı? Ne oldu da fire oranı 2013 sonrası arttı?

***

Sorunu doğru teşhis edemezsek çözüme de ulaşamayız.

2 yıl önce yine gıda fiyatları artmış ve aracı-komisyoncu teröristlerin peşine düşmüştük. Şimdi ise satıcı-marketçi teröristler var.

Bir türlü sorun tespiti yapılamıyor.

Ya da yapılmasını istemiyorlar.

Gıda sektöründe iki temel sorun var. Yani raf fiyatlarının yüksekliğinde iki temel sorun yaşıyoruz:

1- Hazine garantili müteahhitlerin çok yüksek ücretli yollarının taşıma maliyeti artışını soframızda ödüyoruz.

Yani Vatandaş aç karnını doyururken biraz da 5-6 Hazine garantili müteahhidin karnını doyurmuş oluyor.

Şimdi soralım: Acaba gıda ürünlerinin ucuz taşınmasına yönelik bir adım atar mı bu Cumhurbaşkanlığı ve Kabinesi...

2- İkinci sorun ise perakende sisteminin verimsizliği. Hiçbir kurala bağlı olmadan 3-5 mağaza olacak yerde 15-20 mağaza açılmış. Verim yerlerde sürünüyor. Otomatik olarak en yüksek fiyat tüketimi zaruri gıda ürünlerine yansıtılıyor.

Bir kafe düşünün. 20 masası var ve 4 kişiden 80 müşteri topluyor. Ama yanına bir kafe daha açılınca müşteri ikiye bölünüyor ve 10 masası doluyor sadece. Artık aynı fiyata satışla o kafe dönemez ve ikisi de zam yapmak zorunda.

Burada perakende düzeninin asıl maliyet baskısı ise beton, yani kira ödemesi.

Yabancılardan gelen 650 milyar dolarla betonu destekledik ve beton fiyatları çok yükseldi. 20 yıl önce ciro veya hasılaya göre ödenen kira ile şimdi ödenen kira çok arttı.

Eeee o kadar betonu desteklersen o beton döner dolaşır seni başka yerden vurur.

***

Siz şimdi verimsiz perakende sisteminin yükünü ve yüksek maliyetlerini çiftçiye yüklediğinizde ne oluyor? Çiftçinin tarlasında girdi maliyetleri zaten dolar bazında mazot ve gübre fiyatı almış başını gitmiş. Sattığı ürün ise enflasyonun bile altında kalmış.

Çiftçi niye üretsin ki...

Marketçi de kar etmiyor. Paranın büyük kısmı beton rantına gidiyor ve zaten plansızlıktan satış oranı düşük.

Ne olacak şimdi?

Sorunu tespit edip çözüm mü arayacağız; yoksa terörist-hain-düşman ilan ederek Milleti mi aldatacağız?

Lütfen sorunu görelim ve çözüme gidelim. Bu Millet daha ne kadar yanlış yönetim faturası ödemeye devam edecek? Tabii buna da Millet karar verecek.

Fakirlik, yoksulluk, açlık istemeye devam ederse buyursun devam etsin.

  • Abone ol