Bir haftadır aynı konu üzerinde yazmaya devam ediyorum. Çünkü mesele çok ciddi...

İstanbul Havalimanı işletme kirası ertelendi mi? Yoksa devlet kira almadan müşteri garantisi ödemesinde mi bulundu?

Hazine garantili sözleşmeler fiyatları döviz bazında her yıl artırıyor mu? Bu sözleşmelerde yapım maliyetleri var mı, varsa ne kadar gerçek? Ya da Hazine bu sayılı müteahhidin sürekli kazandığı bu garantilere ne kadar ödeme yaptı, ne kadar daha yapacak?

Şunu hatırlayalım: Hazine garantili otoyollar, köprüler, şehir hastaneleri, havalimanları vs sözleşmeleri Türk Milletine açıklanmıyor.

“Ticari Sır” diyor Cumhurbaşkanlığı ve Kabinesi yönetimi...

Bu Hazine garantili müteahhit işlerinin tahkimi de Türkiye değil; Londra mahkemeleri...

***

Dün AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli açıklamada bulunuyor. Berat Albayrak döneminde şeffaf olmayan şekilde satılan dövizlerle ilgili şunları söylemiş...

“Sansasyonel ifadelerle suçlayan ve iftira eden, ülkemizin kurumlarını ve yönetimini itibarsızlaştırmayı hedefleyen söylemler, efendilerinden aldıkları talimatları yerine getiren piyonların..”

“ TCMB’nin döviz piyasasındaki şeffaf ve açık döviz işlemleri üzerinden dezenformasyon ve manipülasyon yaparak sanki meşru olmayan gizli kapaklı uygulamaların yapıldığı algısını oluşturmaya çalışmak, ekonomi biliminin, ahlakın ve edebin ayaklar altına alınması anlamına gelmektedir. TCMB tarafından satışı yapılan dövizlerin kimlere yapıldığı, isim isim, tarih ve saat olarak bellidir”

“Ekonomi yönetmeyi bazı uluslararası finans kuruluşlarının şablon ekonomi programlarının otomatik pilotluğu olarak kabul eden ve uygulayan, aklını ve ruhunu üst akla kiraya vermiş ve onların avukatlığını yapan, Türkiye ve Türk milleti ile hiçbir ortak paydası kalmamış müptezellerin hali ise içler acısıdır.”

Bu açıklamada geçen cümleleri size bırakıyorum. Sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti yönetim ciddiyeti açısından bu satırları okuyunca ne hissediyorsunuz; işte onu merak ediyorum.

***

Şimdi gelelim konumuza. Bir haftadır incelediğimiz mesele...

Alt eğitim grubu işini kaybediyor, parasızlıktan çocuk yapamıyor ama siyasette tabiri caiz ise “aç kalırız yedirmeyiz” spotuna sarılmış durumda.

Ama asıl mesele bu bakış açısının Türkiye’nin geleceğini karartmış olmasıdır.

Ülke yönetiminin yanlışlarını veya işlemlerini sorgulamayan bu tutum aynı zamanda muhalefeti de kilitlemektedir.

2009 küresel krize ortak refleks veren, ama 2015 sonrası nerede ise tamamen ayrışan bir bakış açısı oluşmuş. Üniversite mezunları ile lise altı eğitimlilerin ülkeye bakışı artık birbiri ile örtüşmez durumda.

***

Bugün Türkiye tarihi bir ekonomik buhran yaşıyor. Bu sorunlar dış güçler saldırdı vs hikayeleri ile oluşmadı. Yanlış yönetim kararları ile oluştu.

Mesela siz gidip dünya finansçılarına “Enflasyon faizin sonucudur” derseniz sizden herkes parasını çekmeye çalışır. Ya da siz ülkede mülkiyet güvencesini dahi sorgulatırsanız size kimse yatırıma vs gelmez.

Hatta bırakın yabancıları, yerli yatırımcılar dahi artık yatırım yapmıyor.

Yukarıdaki örneğe bakın mesela. Kimse Berat Albayrak yönetimine 128 milyar doları aldı ve mülkiyetine geçirdi vs demiyor. Herkes o dövizlerin piyasaya müdahale amacı ile satıldığını zaten biliyor.

Ülkenin döviz rezervini bitirdiğini, ucuza satılan dövizle birilerinin (-ki özellikle yabancılar çıkarken) daha yüksek fiyattan alması gereken dövizleri ucuz fiyattan aldığını söylüyor.

Ülkesinin dövizlerine sahip çıkan ve sorgulayan kim, nasıl ve neden “ruhunu üst akla kiraya vermiş” olsun?

Ayrıca herkesin sorduğu bir başka soruda çok açık: Bu döviz satımları Merkez Bankası eliyle yapılmadı. Kamu Bankaları eliyle döviz satıldı ama kimseye bir bilgi açıklanmadı. Millet döviz satışının ne saatini, ne tutarını, ne de yöntemini biliyor. Tıpkı Hazine garantili müteahhit paraları gibi...

***

İşin özeti şu: Yönetimin elindeki dini ve milli söylemler lise altı eğitimli kesimde ekonomik duruma refleksleri ciddi şekilde bitirmiş oldu. Büyük bir krize ve büyük bir iş kaybına rağmen alt eğitim grubu hayatından çok fazla şikayetçi görülmüyor.

Aslında bu durumu 2018-2019 seçim bölgelerindeki tercihlerde de gördük.

Son bir haftadır yazdığım bu temel konuyu aslında Berat Albayrak özetleyerek söylemişti: “Bir grup seçmenle konuşurken içlerinden biri dedi ki ‘AK Partiye öyle inanıyoruz ki, Cumhurbaşkanımız çıksa aya dört şeritli yol yapıyoruz dese inanırız”

Sanırım bir haftalık konuyu da bu cümle ile artık bitirelim. Daha söze gerek mi var? Muhalefetin işi gerçekten çok zor.

  • Abone ol