Oy dağılımında eğitim seviyesine göre ciddi farklılıklar var. Bu durum yadırganacak veya hafife alınacak bir şey değildir. Herkesin bir düşünce çerçevesinde siyasi eylemleri olacaktır. 

Burada temel sorunun tespiti ve çözüm yolları önemlidir.  

Mesela lise altı eğitimliler son krizden çok şiddetli etkilendiği malum. Kasım 2017’de lise altı eğitimli çalışan sayısı 16,21 milyon kişidir. Oysa henüz covid19 salgını başlamadan Kasım 2019’da lise altı eğitimli çalışan sayısı 14,91 milyon kişiye çoktan gerilemişti.  

Yani kendi krizimizde 1,3 milyon lise altı eğitimli işini çoktan kaybetmişti. Ve covid19 gelince bu kesimde çalışan sayısı 13,49 milyon kişiye geriledi. Yani 1,42 milyon kişi daha işini kaybetti.  

Böylece lise altı eğitimli kesimde kriz+covid19 nedeniyle tam 2 milyon 721 bin kişi işini kaybetmiş oldu.  

***

Lise altı eğitimli kesimin evlat sahibi olma oranının 2015-19 arasında yüzde 23 azaldığını defalarca verdim. Hatta ekonomik krize bağlı nüfus artışının gerilemesinde lise altı eğitimli kesimin durumu belirleyici olmuştur.  

(Lise altı eğitimli kesimde doğum sayısı 794,15 binden 611.42 bine gerilerken, üniversite mezunlarında doğum sayısı 254,06 binden 297,99 bine yükselmiştir. 2015-2019)  

***

Kasım 2014’te 15-24 yaş grubunda toplam çalışan sayısı 2 milyon 526 bin kişiydi. Aynı dönemde ne eğitimde ne de istihdamda olan genç sayısı 2 milyon 876 bin kişi düzeyindeydi. Kalan 5 milyon 109 bin genç ise eğitimde görülüyordu.  

Kasım 2020’de durum şu: 

İstihdamda olan genç sayısı 2 milyon 269 bin kişi ile 2014 yılına göre 257 bin kişi daha azdır. Aynı dönemde eğitimde olan genç sayısı da 5 milyon 099 bin kişi ila 10 bin kişi azalmıştır. Ama ne eğitimde ne de istihdamda olan genç sayısı ise 3 milyon 187 bine çıkarak 311 bin kişi artmıştır.  

Bu gençler okuyor ama okuduklarının karşılığını alabiliyor mu?  

25-29 yaş grubunda ise Kasım2014/Kasım 2020 arasında sadece istihdamda olanlar 277 bin kişi azalarak 2 milyon 777 bin kişiye gerilemiştir. Ne eğitimde ne de işte olan bu yaş grubundakiler ise 176 bin kişi artarak 2 milyon 342 bin kişiye yükselmiştir.  

***

Kısaca durum hiç iyi değil.   

Özellikle gelen gençler açısından durum parlak gözükmüyor.  İyi ama az önce yazının girişinde asıl lise altı eğitimlilerin büyük iş kaybı yaşadığını ve onların krizden derin etkilendiğini yazmıştım.  

İşte ülkemizde kritik nokta tam burası.  

Lise altı eğitimli kesim işini kaybediyor, evlat sahibi olmayı azaltıyor ama aç kalıp siyasi direnişini sürdürüyor. Mesela lise altı eğitimli kesimin 2,72 milyon kişi işini kaybederken, aynı dönemde 1 milyon 075 bin üniversite mezunu iş buluyor. Oysa mutluluk yansımasında “mutsuzum ve gelecekten umudum yok” diyenlerin büyük kısmı üniversite mezunlarından oluşuyor.  

***

Acaba iş bulunuyor da nasıl bulunuyor? Mesela İş-Kur üzerinden veya kamu üzerinden iş bulurken siyaset bu işin neresinde? KPSS’de 99 puan alan kişinin önüne mülakatta parti üyesi 51 puanla girince ne oluyor?  

Elbette liyakat gidiyor  

Kalite bitiyor 

verimlilik çöküyor 

Aslında liyakat konusu sadece bir detay. Bu tablo ülkemizde yozlaşma ve cahiliye dönemi olarak işlemektedir.  

Mesela ekonomide geliri daha çok limon, daha çok karpuz satarak artırabilirsiniz. Ama asıl mesele geliri artırmanın yanında kaliteyi artırmaktır.  

İhracat rakamlarına baktığımızda maalesef kilo fiyatı (miktar fiyatı) sürekli gerilemektedir. Vasıfsız ihracat, karsız bir kaynak transferine dönüşmektedir.  

Benzer tablo yönetim kalitesinde de görülmektedir. Görüntüde hızla artan üniversiteler ama içerikte evde kalan gençler nesli yaşıyoruz.  

***

Ülkemizin yapısal gerileme faturasını ilerleyen yıllarda çok daha ağır ödeyeceği kesindir. Dün bahsettiğim toplumsal çöküş veya yapısal çöküş bizim için gelecekteki en büyük tehlikeyi oluşturmaktadır. Yozlaşma ve çöküş birleştiğinde bu acı faturayı da maalesef gelecek kuşaklar ödeyecektir.  

Bugün siyasi sabitlenmenin ve geçmiş bağlılıkların ilerleyen yıllarda evlatlarımıza çıkartacağı faturayı iyi hesap etmemiz gerekiyor. Gelecek kuşaklara ne bir varlık bırakıyoruz, ne de bir düzenli işleyen kamusal yönetim... 

Varlıkları sattık, bugünü borçlandırdık ve gelecek gelirleri de şimdiden 5-6 Hazine garantili müteahhide bağladık. Ama işin en acı tarafı işlerliğini ve güvenilirliğini yitiren bir kamu düzeni bırakıyoruz onlara... 

***

İyi ama dönüş imkânı yok mu? Yarınlara daha umutla nasıl bakabiliriz?  

Rahmetli Adnan Kahveci bir mülakatında şunu söylüyordu: “Türkiye’de aileler evlatlarının iyi bir eğitim alması için dünyada başka ülkelerde görülmedik şekilde fedakârlık yapıyor.”  

İşte formül burada. Evlatlarımızı düşündüğümüzde çözüme de kavuşmuş olacağız. 

 

 

  • Abone ol