Mevcut siyasi-ekonomik tabloya göre Türkiye’de fakirliğin kaldırılması yönetenlerin işine gelmiyor. Hatta fakirlik artışı ile oy değişimi arasında bile bir bağ kurulabilir.

Ekonomik durumun seçimler üzerindeki baskılı etkisini en son Haziran 2015 seçimlerinde gördük. Sonra devreye FETÖ girdi ve artık ekonomik durumun seçim etkisi minimum düzeye indi.

Buna 4 Mayıs 2020 günü “Bu Fakirlikte Siyasi Değişim Zor” başlıklı yazımda bir örnek vermiş ve şöyle yazmıştım: “1980 sonrası 15+ yaş üstü işsizlik oranı yüzde 4,9 ve üzerine geldiğinde iktidar hep sallanmış. 5,1’e geldiğinde ise iktidarda olan partilerin oy oranı barajın altına düşmüş. 2014 yılı 15+ yaş işsizlik oranı %5,1’e ulaştı ve Haziran 2015 seçimlerinde AK Parti tek başına yönetimi kaybetti. Ama sonra 15 Temmuz FETÖ’cüler devreye girdi. Şimdi tencere bile seçimleri etkilemiyor. 2018 yılında 15+ nüfusun işsizlik oranı %5,83 ama Sayın Erdoğan Başkanlığı, AK Parti ise Meclis çoğunluğunu kazandı. 31 Mart seçimlerinin olduğu 2019 yılı 15+ işsizlik oranı tam %7,27’ye çıkıyor. Ama hala Cumhur İttifakı kırsal ve varoşlardan gelen oylarla yüzde 51’lerde.” 

***

Sahi, 2015 yılında 3,40 TL olan İstanbul Boğaz Köprülerinin geçiş ücreti Mart 2019’da 8,75 liraya kadar artırılmıştı. Seçimlerden sonra yüksek fiyat artışlarının devam edeceği belli olmasına rağmen, yerel seçimlerde AK Parti ve MHP ittifakı neden bu kadar çok oy alabildi?

“Arabası olanlar ödesin; arabamız yok ki, bize ne mi denildi.”

İstanbul’da yerel seçimleri Cumhur İttifakı kazansaydı ‘kaldırımlar bile Hazine garantili müteahhitlere verilir ve yürüyen vatandaşlardan para toplanırdı’ diye genel politikayı esprili şekilde izaha çalışmıştım. Ama görülüyor ki, bir kesim ödemekten gayet memnun.

Şimdi köprü geçiş fiyatları 13,25 TL. 6 yılda 4 kat zam yapılmış ama nerede ise hiç tepki yok.

Bu zamların nedeninin Karayolları Genel Müdürlüğü üzerinden Osmangazi Köprüsü ve YSS Köprüsü için alındığını söyleyebiliriz. Geçmediğin köprünün parası bu şekilde de çıkabiliyor.

***

Cuma günü ekonomide reform paketi açıklandı. Buradan bir madde notu aktarayım:

-Yerel yönetimlerin borç stokunun artmasını önleyecek ve borç sürdürülebilirliğini sağlayacak düzenlemeler yapılarak, mali disiplin güçlendirilecektir.

2018 sonunda Merkezi Yönetim borç stoku 1.184,0 milyar liradan 2020/3Ç sonunda 2.023,7 milyar liraya çıkıyor. Artış oranı %70,9. Ama aynı dönemde yerel yönetimlerin borç stoku 69,8 milyar liradan 82,3 milyar liraya yükseliyor. Artış oranı %17,9

Yerel yönetimlerin borçları enflasyonun bile gerisinde kalmış, yani net borç ödemişler ama biz ekonomik reform paketi adı altında Yerel Yönetimleri disiplin edeceğiz...

İnsan hayret ediyor!

Bu maddenin hemen altında ise hemen şu maddeyi ekliyor:

-Sosyal yardımların etkin bir biçimde dağıtılması için, sosyal yardım verilerinin tamamı (Belediyelerce verilenler de dahil olmak üzere) Bütünleşik Sosyal Yardım Bilgi Sistemine entegre edilecektir.

tablo.jpg

Bakınız bu iki madde peş peşe yazılmıştır.

Hatırlarsanız Covid 19 salgını çıktığında Belediyeler duraklarda, metrolarda vs bedava maske dağıtımına başlamıştı. Ankara bunu hemen yasaklamış ve ‘maskeyi biz bedava dağıtırız’ demişti... Ama bedava maskeyi bile dağıtamamışlardı.

Sosyal yardımlarda yerel yönetimler çok önemlidir. Çünkü mahalle mahalle, köy köy kimin ne ihtiyacı olur diye yerel yönetimler daha etkin ulaşır.

Şimdi Ankara bir bakıma diyor ki; benim fakirimi belediyelere kaptırmam. Fakirime ben yardım ederim...

Ankara için fakir ve fakirlik önemli. Çünkü seçim tabloları fakirlik ile oy oranı arasında bir bağ olduğunu gösteriyor.

Şehir merkezlerinde düşen oy oranı, kırsal ve kenar semtlerde düşmediği gibi bazı yerlerde artış bile gösteriyor.

Hatırlayın TÜİK- “Yaşam Memnuniyeti” anket sonuçlarını. Üniversite mezunlarında yaşam memnuniyeti adeta çökerken, lise altı eğitimlilerde durum öyle kötü değil. Ya da genç nüfusta hem memnuniyet çöküşü yaşanıyor hem de karamsarlık artarken, 45+ yaş üstü çok daha pozitif bakabiliyor.

Burada stok duruma bakmıyoruz, eski yıllara göre değişimlere bakıyoruz.

Mesela 2004-2012 arasında üniversite mezunlarının iyimserliği hakimdi. Ama artık lise altı eğitimlilerin daha az düşen iyimserliği söz konusu gibi.

***

İşin belki de en acı tarafı ne biliyor musunuz?

Bir taraftan milletten para toplanacak ama diğer taraftan batık ama yaşaması gereken şirketler kurtarılacak. İyi ama o şirketlerin kim olduğuna kim karar verecek? Tabii ki siyaset... O zaman iktidara uzak olan ama kurtarılması gereken bir şirket kurtarılır mı?

Partiye üye olmayanın işine son veriliyorsa, siz şirket kurtarmada kime öncelik verileceğini sanıyorsunuz?

  • Abone ol