Önce şu noktayı belirteyim: Şahsen Naci Ağbal’dan bu kadar kararlı duruşu hiç beklemiyordum. Ekonomi neyi gerektiriyorsa onu yapıyor. Yüksek faiz Naci Ağbal’ın istediği veya sevdiği bir şey olamaz. Onun elini kolunu bağlayan Berat Albayrak ve öncesi döneminin yanlışlarıdır.

Satılan dövizler karşısında kasa resmen boşaldı. Geriye bir tek seçenek kaldı ve Merkez Bankası o seçeneği kullanmak zorunda.

Ama bir başka noktayı daha unutmayalım. Merkez Bankası ekonomiyi tek başına kurtaramaz. Sadece nefes alma imkanı verir.

Siyaset ülkede ekonomik güven iklimini sağlayamazsa Merkez ne yapsın! Ne yerli yatırımcı ne de yabancı yatırımcı ekonomik güven duymuyor.

Mesela parti kapatma dahil siyasi risklerin artırılmasının faturası nasıl ödenecek? Elbette yüksek faiz ödeyerek.

Yüksek faize karşı mısınız? O zaman ağzınızdan birazcık demokrasi kelimesi çıksın; birazcık adalet cümlesi dökülsün; ya da liyakat diye bir şey olduğun hatırlayın ve hatırlatın.

Aslında hepimiz biliyoruz ki ülke olarak yüksek faiz vermeyelim tamam da dövizi nereden bulacağız?

128 milyar dolar satılırken sesinizi çıkartmadıysanız yüksek faize de sesinizi çıkartmaya hakkınız olamaz.

***

Geçen yıl faizler yüzde 7,50’ye piyasa şartlarında mı indi? O suni hamleler ile yaratılan parasal genişleme, tüketimi ve cari açığı patlatmadı mı? Ya da o parasal genişleme sonucu ekonomiye ve TL’ye güven duymayan yerli yatırımcıları 60 milyar dolar döviz alımına sevk etmedi mi?

İnsan günahlarına bakmadan sadece sevapları ile mükafat bekleyebilir mi? Ekonomi alanı da aslında bir karakter yansımasıdır. Verdiğiniz her kararın istenen ve istenmeyen etkileri oluşur.

Siz kötü etkileri görmezden gelip, sadece olumlu taraflarına bakarak bir politika önermesi yapamazsınız.

Mesela faizi suni olarak düşürürken “Yerli-Milli Ekonomi” satarken kur yükselişini görmezden geliyorduk. Faizler artarken de kur düşünü öne sürüp ekonomik maliyeti görmezden geliyoruz.

Ağacın meyvesini sahiplenip bakım maliyetine hiç katlanmamak hangi ekonomide yazıyor?

***

Dün Merkez Bankası faiz artışı ile ülkemizin elinin-kolunun bağlı olduğunu da ilan etmiş oldu.

Normalde ekonomiyi işsizliğin düşük, savurganlığın yüksek olduğu dönemlerde soğutmak istersiniz. Yani aracınızla 6. viteste 250 km hız yaparak motoru ısıttıysanız bu sorun karşınıza çıkar. Ama Berat Albayrak döneminde araç 1. viteste 70 km hızla motor yakıldı.

Şimdi 10 milyon ve yüzde 30 işsizlik ortamında ekonomiyi soğutmak zorunda kaldık. Bu günah sadece bugüne ait değil derken bunu kastediyorum.

Acaba bu maliyeti toplum nasıl taşıyacak? Siyasetin görmek istemediği işsizlik ve yoksulluk nasıl çözülecek?

İşimiz gerçekten zor.

Ama bu zorluğu siyasi olarak dini ve milli söylemlerle daha ne kadar örtebileceğiz? Ya da bırakalım bu söylemlerin esiri olanlar acıları ile baş başa mı kalsın?

İyi ama bu ülke bizim değil mi? Dr sağlığına dikkat etmeyen hastayı kendi haline mi bırakıyor? Ya da toplumsal çöküş yaşayan ülkeler olarak Venezuela ve Filipinler bu şekilde olunca ülkede herkes kaybetmedi mi?

O zaman usanmadan, bıkmadan, yılmadan anlatmak zorundayız. Bu ülke hepimizin ve ülkemizin yarınlarını kurtarmak zorundayız.

Faiz sadece bir sonuçtur.

Süreci yönetemezseniz faizi ödersiniz.

  • Abone ol