2013 Mayıs ayında kur 1,80’lerdeyken, Halkbank hisse senedi fiyatı da 20,0 liraydı. Dün ise bu yazıyı yazarken bir Halkbank hisse fiyatı 4,35 liradan işlem görüyordu. Dolar bazında hisse fiyatı 11.0 dolardan 0,53 sente gerilemiş oldu.

Eğer borsada hisse fiyatı bu derece değer kaybediyorsa yatırımcıların almak istemediği bir risk olduğunu söyleyebiliriz. Bu riskin aslında ne olduğunu da herkes biliyor. ABD’deki vaka ya da dava...

Kazanın altında ateş yanıyor ve sıcaklık kazanın içine ciddi şekilde etki ediyor. Lakin henüz bu ateş kazanı kaynatıp taşırmamıştır.

***

Merkez Bankası geçen hafta faiz kararında değişiklik yapmadığını açıkladı. Açıklama sonrası kur 8,03’den 8,15’e yükseldi. Şimdilerde ise 8,02-8,15 arasında geziniyor.

Bir ay önce bir gece yarısı kararnamesi ile görevden alınmadan önce Naci Ağbal faizi %19.0’a çıkarttığında dolar kuru 7,20’ye kadar çekilmişti. Artık o günlerinde geride kaldığı kur kazanındaki kaynamadan anlaşılıyor.

Faiz yine yüzde 19,0 ama kur artık düşmüyor.

Kur kazanında da henüz taşma yok ama kaynama devam ediyor.

***

Kazanların kaynamasına neden olan gelişmeler epeyce fazla. Mesele sadece ABD’deki Halkbank davası dışında.

Kara para veya terörün finansmanı yasası bizi bekliyor. Hem AB tarafında hem de ABD tarafında bizden daha şeffaf yönetim bekleniyor. Aksi halde finansal işlemlerde daha sıkı kontrollerle karşılaşabiliriz.

Yurt içinde Hazine garantili yüz milyarlarca dolarlık işlemleri kendi Milletimize açıklamamış olabiliriz. Lakin uluslararası finansal sistem kayıtlı ve temiz para konusunda daha kurallı işliyor.

Ben yaptım oldu! şeklini kimse kabul etmiyor.

***

Risklerimiz sürekli artıyor ama buna karşılık güvence olarak elimizde pek bir şey kalmadı. Ne kasada rezerv var ne de cari fazla veriyoruz.

Mesela dış politika: Daha birkaç ay önce Akdeniz’de gaz arayan gemilerimiz artık limanda bekliyor.

Kurduk kuracağız dediğimiz S-400’lerin adını bile ağzına alan kalmadı. Anlı-şanlı güvenlik uzmanlarımız bile bir suskunluk içinde film seyreder gibi seyrediyor.

Gerçekten neler oluyor?

Gerçekten bir bilen var mı?

Gerçekten tutarlı ve uzun vadeli bir politik eksende miyiz, yoksa günübirlik manevralarla mı uğraşıyoruz?

Piyasalara ve genel ekonomik duruma bakınca sanırım günübirlik çözümlerle çözümsüzlüğün içinde çırpınıp duruyoruz.

Fakat burada bir temel nokta daha var. Çırpınıyoruz ama Vatandaşın bu çırpınıştan haberi bile yok. Hatta bizim çırpınışlarımız uzaktan zafer hareketi gibi de görülebiliyor.

Lakin faturanın sokağa yansımak gibi bir yan etkisi var. Umutsuzluk, yoksulluk, fakirlik kader oldu sanki. Her gün bir şehirden kuyruk haberi mi gelmiyor? Ya da her gün bir yerlerden geçimsizliğe bağlı intihar haberi mi gelmiyor?

Durum gerçekten çok acı.

***

Ülkede sadece finansal kazanların kaynamadığını, toplumsal yapıların da ısındığını yaşanan olaylardan görebiliyoruz. Bizzat AK Partili belediyelerin organizasyonunda terk edilen ülke konumuna düşmek zaten hiçbir söze gerek bırakmıyor.

Biz ne yazarsak yazalım, sonuç kaçılan ülke olarak karşımızda.

Kaçılan ülke noktasında bir farkı yeniden yazalım: Ülkelerden genellikle karşı fikirden olanların göç ettiği görülürdü. Bu sefer bizim ülkemizde bizzat iktidar taraftarları gidiyor.

***

İşin özetini verelim.

Evet, 2015 yılından beri Türkiye işsizlik sorunu sarmalına girmişti. Büyüme vardı ama tüketime dayalı olduğundan istihdam yaratamıyordu. 2014-2020 yıllık istihdam artışı sadece 879 bin kişiydi. Ama aynı dönemde 15+ yaş nüfus bile 5 milyon 593 bin kişi artış gösterdi.

Artan nüfus kısaca işsiz.

2018 yılında finansal kriz reel krize dönüştü ve artık bu dalga içerisinde yuvarlanıp gidiyoruz. Ama bugün gördüğümüz bir ısınma daha var ki, muhtemelen büyük buhran içinde yeni bir finansal ve ardından da reel sorunlara dönüşecektir.

Umarız yanılırız ve umarız ülkemiz yeni ve artan ekonomik sorunlarla boğuşmak zorunda kalmaz.

Zaten büyük buhran içinde kıvranan bu Millet yeni bir ekonomik yükü nasıl kaldırabilir? Düşünmek bile istemiyorum...

  • Abone ol