Hükümet tarafından Libya’ya 150 bin doz aşı gönderilmesini olumlu bir hareket olarak görenlerimiz de var, kıyasıya eleştirenlerimiz de. Takdir edenler bunun geleneksel yardımseverliğimizin bir nişanesi olduğunu düşünüyorlar. Ayrıca diplomatik bir enstrüman olarak görülmesi gerektiğini savunuyorlar bu küçük hediyenin. “150 bin doz tartışmaya değmeyecek kadar düşük bir miktar zaten” diye ekliyorlar.

İtiraz edenler ise kendi insanımıza yetecek miktarda aşı tedarik edememişken başkalarına yaptığımız bu cömertliğin yersiz bir jest olduğu görüşündeler. Bu bağlamda ekonomik gücü olmayan ülkelere aşı teminini hedefleyen COVAX’a katılmayan birkaç ülkeden biri olduğumuz hatırlatılıyor. (Çin ve Rusya katılmadı. ABD ise Trump gittikten sonra katıldı.) “Çin’den yalvar yakar aldığımız aşıyı Libya’da dağıtmamız gülünç” deniliyor. “Sultanahmet’te dilenip Ayasofya’da sadaka dağıtmak” benzetmesi yapılıyor…

Her iki tarafın da kendince haklı argümanları var. Dolayısıyla olumlu veya olumsuz bir yargıda bulunmak kolay değil. Öyleyse Libyalı kardeşlerimize göndermiş olduğumuz 150 bin doz aşının tam olarak “ne işe yarayacağını” düşünüp öyle karar verelim.

Koronavirüs salgınını kontrol altına alabilmek için aşılama elimizdeki en önemli silah. Ancak bunun için toplumun en az yüzde 65-70’inin aşılanması gerekiyor. 150 bin doz aşı ise 75 bin kişiye yetecek bir miktar. Yani Libya toplumunun salgınla mücadelesine katkı yapması mümkün değil. Yani demek oluyor ki yalnızca yönetim kademesindeki birtakım insanların ve onların çevresindekilerin faydalanabilecekleri bir imkân sunuyoruz yaptığımız jestle. 

***

Peki, Libya halkına doğrudan bir fayda sağlamayacak da olsa bu jestten biz kendimize diplomatik bir fayda sağlayabilir miyiz? Malum, başta Çin olmak üzere bazı devletler ürettikleri aşıyı ticari bir meta olarak değil, siyasi ve diplomatik amaçlara hizmet edecek bir enstrüman olarak kullanmaya çalışıyorlar. Biz de bunu mu yapıyoruz? Libya’yı yönetmekte olan kadroların gönlünü kazanmamızı temin edebilir mi bu girişim?

Doğrusu, Libya’daki yönetimin Türkiye’den birçok alanda beklentilerinin olduğu tahmin edilebilir. Ancak bunların arasında aşı konusunun olmayacağı, çünkü aşı üreticisi olmayan ve dışarıdan da kendi halkına yetecek kadar aşı temin edememiş bir ülkeden böyle bir beklenti içinde olmalarının düşünülemeyeceği söylenebilir. Zaten Ankara’nın da Libya yönetiminin gönlünü almak veya borcunu ödemek için çok daha fazla etkili olacak ve muhataplarımızı daha fazla memnun edecek başkaca enstrümanlara sahip olduğu bir hakikat. 

Yalnızca yönetim kademesindekilere yetecek miktarda aşı göndermemizin ise Libya toplumunun genelinde bize karşı olumsuz bir tepki oluşturabileceği de hesap edilmeli. Belki de karşılanması mümkün olmayan bir beklenti yaratılması yapılan jestin aksi yönde sonuçlar doğurmasına sebep olacak. 

***

Anlaşıldığı kadarıyla pek üzerinde düşünülmeden, eksileri ve artıları uzun boylu hesaplanmadan ve belki de ayak üstü alınan bir kararla yapılmış bu jest.

İki ülkenin işbirliği içinde oldukları konular hakkında yapılması gereken görüşmeler için ülkemizi ziyaret eden Libya yöneticilerine, böylesi toplantılarda adet olduğu üzere bir “Türkiye hatırası” takdim edilmesi sadedinde aşı hediye edilmiş gibi görünüyor.

Bu da çok şaşırtıcı bir davranış değil. Resmi olarak aşılama başladığında ilk olarak iktidar partisinin MKYK üyelerine aşı yapıldığını hatırlıyoruz. Açıklanan öncelikli yaş ve meslek grupları listesinde yer almayan birçok kişinin de bu imkândan faydalandırıldığını unutmadık. Burada bir zihniyetin tezahürünü görüyoruz. “Devlet benim, aşıyı da istediğime veririm” mantığını...

Ne aşı konusunda ne diğer işlerde yasalar, kurallar, gelenekler ve adalet duygusu belirleyici bugün. “Devletin sahibi” her kimi isterse devletin imkanlarından onu yararlandırıyor. Bu anlayış ve bu yaklaşım elbette dışarıdaki ilişkilere de yansıyor. Libyalılara hediye ettiğimiz 150 bin doz aşının anlamı bundan ibaret gibi görünüyor.

  • Abone ol