Türkiye 12 eylül referandum sonuçlarıyla tarihinin en önemli evrelerinden birini aştı. Oylamanın çarpıcı olan yanı egemen olan asker, sevil ve yargı bürokrasisinin kırılmasında önemli bir adım atılmış oldu. Seçmenlerin %58’inin evet dediği bu değişiklik paketi yeterli olmasa da gelecekte sivil anayasanın oluşmasına zemin yaratmıştır. Bu güne kadar sistemin yok saydığı, görmezden geldiği veya inkar ettiği toplum katmanlarının önemli bir kesimi koalisyon oluşturarak, asker ve yargı erkini demokratikleştirecek dönüşümlerin gerçekleşmesine imkan hazırlamışlardır. Yıllardan bu yana iç düşman olarak görülen Müslüman dindarlar, Kürtler, Aleviler, demokratlar ve sosyalistlerle birlikte sistemin mağdur ettiği tüm kesimler bu değişiklik paketinin oylanmasında söz sahibi oldular.

Günlerden beri yazılı ve görsel medyada “şariat geliyor, İran olacağız, ülke karanlığı gidiyor, sivil dikta kapıda ve bölünüyoruz” korkutma ve sindirmelerine prim verilmemiş hatta bu konuda yönetimin reformlara devam etmesi onaylanmıştır. Buna karşılık anayasa değişikliğine hayır diyen %42’lik azımsanmayacak önemli bir kitle var. Homojen bir yapıya sahip olmayan seçmenleri sivil anayasa istemiyor diye suçlayamayız. Hayır tercihinde bulunanların gerekçelerini iyi analiz etmek gerekmektedir. Önemli bir kesimi yukarıda belirtilen korkulardan gerçekten etkilenmektedir. Bunu kendi çevremizde de görüyor ve hissediyorum. Çok dar çekirdek bir grup ise çıkarlarının altüst olacağının farkında olduğu için hayır demiştir. Bundan dolayı AKP’ye ve hükümete çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Toplumu kamplaştırıcı söylemlerden ve uygulamalardan kaçınılması korku ve şüphe duyan kitlelerle diyalog ve empati yoluyla bağ kurarak var olan kuşkuları giderici adımlar atılması önem kazanmaktadır.

En kısa zamanda toplumun geniş bir kesiminin uzlaştığı “Sivil Anayasa” hazırlıklarının başlatılması ve yürütülmesi gerekmektedir. Değerli okuyucular; hangi görüşten olursak olalım, hangi inanca sahip olursak olalım, hangi etnik ve kültür grubuna mensup olursak olalım bu ülkede birlikte yaşamak ve yaşamayı becermek zorundayız. Bu ülke bize atalarımızdan çocuklarımıza ve torunlarımıza miras bırakacağımız bir emanettir. Bu ülkede yaşayanlar bu ülkenin gerçek sahibidirler.

  • Abone ol