“Özgür hiç kimse benzerleri tarafından, ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, Kanun dışı ilan edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.” Bu kural ilk defa, yazılı bir anayasa olan Magna Carta Büyük Özgürlükler Sözleşmesinin 39. Maddesidir. Ne yazık ki 1215’ten bu yana gerçek bir ideal anayasayı hayata geçiremedik. Bu güne kadar yapılan anayasalar devleti korumak amaçlı, bireyi her an devlete zarar verebilecek unsurlar olarak görmüştür.

Toplumu yukarıdan aşağıya doğru biçimlendiren ideolojik kalıpları olan, tek tipçi, baskıcı, otoriter ve vesayetçi yapılarla her türlü yeniliğe kapıları kapatıp 3. Dünya ülkeleri gibi yönettiler.

Referandum kampanyası boyunca 12 Eylül Anayasası çok geniş ve ayrıntılı bir şekilde tartışıldı. %58’lik çoğunluk bu değişikliğe “Evet” diyerek bir bakıma anayasanın bir kısmını tarihin çöplüğüne atıverdi. Değişikliğe “hayır” diyen partiler “bu meclis anayasa yapamaz, sivil dikta kurmak istiyorlar, yargıyı ele geçiriyorlar, cuntacılar yargılanamaz” gerekçesiyle anayasa değişikliğine karşı tavır sergiliyorlardı. Bugün bakıyoruz hayır diyenler de savcılıklara suç duyurusu, HSYK ve Anayasa Mahkemesi için aday olma yolunda yarışmaya giriyorlar. Muhalefet partileri AKP’yi yeni anayasa hazırlaması için baskı altına alıyorlar. Gerçi tüm bunları olumlu buluyor ve destekliyorum.

Hazırlanacak yeni anayasanın temel ilkelerini şu şekilde sıralanması isterim:

  • Anayasa hiçbir ideolojinin etkisi altında olmamalı,
  • Hiçbir etnik kimlik ön şart olarak dayatılmamalı, T.C. yurttaşlığı temel alınmalı,
  • Demokratik, laik bir devlet yapısı hedeflenmeli,
  • Diyanet işleri kaldırılarak özerk hale getirilmeli,
  • Din dersleri zorunlu olmaktan çıkarılmalı, ancak herkes inancına göre eğitim alabilecek düzenlemeler getirilmeli,
  • Temel hak ve özgürlüklerle ilgili düzenlemeler Avrupa İnsan Hakları ilkeleri ruhuna uygun olarak düzenlenmeli,
  • Irkçılık ve şiddet içermeyen her türlü düşüncenin ifade ve örgütlenme özgürlüğü sağlanmalı,
  • Merkezi yetkilerin önemli bir kısmının yerel yönetimlere devredilmesi,
  • Zorunlu askerlik kaldırılmalı, profesyonel askerlik uygulamaya konmalı,
  • Kadınların toplum yaşamında daha geniş yer alması için gerekli önlemlerin alınması.
  • Anadilde eğitim hakkının verilmesi

Yukarıda saydıklarım yıllardan beri demokratların, liberallerin, sosyalistlerin önemli kısmının söylemleri olduğunu hatırlatmalıyım. Bugün dindarlar, demokrat milliyetçiler, Kürtler ve azınlıklar da yeni bir anayasanın yapılması için uygun bir zemin yaratılmasında çaba harcadılar. Daha önceki yazımda belirtmiştim, evet demenin asıl nedeni yeni bir anayasa idi. Bu alanda atılan adımların önemli bir tartışma alanı oluşturması oldukça sevindirici.

Ayrıca şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; solun önemli bir kesimi hayır derken EDP ve DSİP             gibi sol partiler “evet” diyerek tarihsel görevlerini yerine getirdikleri için yöneticilerini ve üyelerini yürekten selamlıyorum. Ne demiş şair; “Yeter ki kararmasın sol memenin altındaki cevahir.”

 

  • Abone ol