Tek parti zihniyeti ürünü olan Anadolu’yu Türkleştirme politikası iflas etmiştir. 12 Eylül askeri cuntasının vahşi ve acımasız uygulamaları sonucunda Kürtler sorunlarını şiddet yoluyla çözmeye kalkıştılar. (Her türlü şiddete karşıyım) Devlete egemen olan zihniyet PKK şiddetini yok etmek için daha çok şiddet uygulama yoluna gittiler. Kürtleri Kürt sorununu görmezden geldiler. 26 yıldan beri süre gelen bu çatışma sonunda taraflar birbirini yok edemeyeceklerinin farkına varmış oldular. Bu sorun tek başına PKK terör sorunu değildir. Bu bir Kürt sorunudur. Bu yalnız bize ait bir sorun olmaktan çıkmış, bölgesel ve küresel bir sorun haline gelmiştir.

Bu yüzden hem iç dinamikler hem bölgesel dinamikler ve hem de küresel dinamikler bu sorunun çözülmesini istiyorlar. PKK nın da silahı bırakmak istemesi veya istemek zorunda kalması barış sürecine giden ilk taşların döşenmesinde önemli rol oynamıştır. Referandum boyunca eylemsizlik kararının sürmesi toplumda önemli bir yumuşamaya neden olmuştur.

28 Ekim günü Radikal gazetesine Kandil sorumlusu Murat Karayılan’ın verdiği demeç PKK nın hem öz eleştirisini yapmış ve hem de gelecekteki politikalarının barışçı olacağının işaretlerini verdi. (Geçmişte sivillere çok zarar verdik. Bundan dolayı özür dileyebiliriz. Bundan sonra sivillere zarar vermeyiz. Devleti yenemeyiz ama yok da olmayız.)

Bu açıklamanın üstünden daha 3 gün geçmeden Taksim’de patlayan canlı bomba haberini duyduğumda eyvah dedim. Barış için yapılan tüm emekler boşa gidecek. Tekrar başa dönülecek, cenazeler gelmeye başlayacak, ocaklar sönecek ve analar ağlamaya devam edecek, toplumdaki çatışmacı unsurlar dereye girecek, Türkiye felakete doğru koşar adım sürüklenecekti. Eylemsizlik kararının bittiği gün de bu eylemin yapılması gerçekten çok önemli ve manidardı.

Bir gün sonra Kandil’den gelen açıklama toplumda var olan gerginliğin yumuşamasına neden oldu, yetkililerin hemen PKK’yı suçlamamaları olayın boyutunu değiştirdi. Demek ki bazı güçler (hem içerde, hem dışarıda) barış sürecini baltalamak istiyorlardı. Canlı bombaya PKK nın sahip çıkmaması ve toplumun büyük bir kesiminin (Türk ve Kürt kamuoyu) sert bir şekilde tepki koyması, terör olayını açığa düşürdü ve marjinalleştirdi. Terör eskisi gibi amacına ulaşamamıştı. Bu hengâmeden barışın daha da önem kazanması anlamlıydı. Hükümete ve yetkililere verilen destek daha da ileri boyutlara ulaşmıştır. Sayın Erdoğan bile devlet herkesle konuşabilir rahatlığını yaşıyordu. Barışın hiç bu kadar yakınımıza geldiğini hissetmemiştim. Gerçi barış süreçlerini sonuçlandırmak hiç de kolay değildir. Bu süre zarfında Taksim’deki olaylara benzer olaylarla karşılaşabiliriz. Bu bizi barış görüşmelerinden alı koymasın. Toplumumuz (hem Türk hem Kürt) olgunlaşma dönemini yaşıyor. Öncelikle yapacağımız barışın ortak dilini oluşturmak. Hem PKK nın hem de devletin topluma ve birbirlerine güven duygusunu vermeleri gerekir. Askeri operasyonlara son verilmesi, PKK lıların sınır dışına çıkarılması, KCK lıların tahliye edilmesi ve sivil siyasete katılmalarının engellenmemesi anadilde eğitim konusunda adımların atılması barış sürecini hızlandıracak ve Türkiye olarak büyük bir sorundan kurtulmuş olacağız. Bu sorun Türkiye’nin ayaklarındaki prangadır. Bundan kurtulmadan Türkiye 1. Sınıf devlet haline gelemez, Türkiye insanı dünyada başı dik dolaşamaz.

Bazen bu yaşananlar ve gelişen bu durum bizim ülkemizde mi oluyor (yeterli olmasa da ) diye soruyorum. Yuvalarında uçmak için kanat çırpan yavru kuşların heyecanını ve tedirginliğini yaşıyorum. Umarım kanatlarımız bizi barışa, huzura ve özgürlüğe doğru uçurur. Ne demiş şair “Güzel günler göreceğiz çocuklar.”

  • Abone ol