1981 yılında Malatya’nın Sürgü beldesinde kahvede tavla oynayan iki vatandaş jandarmalar tarafından tokatlanıyor.Gerekçe sorulduğu zaman şöyle cevap veriliyor,komutan televizyonda konuşurken oyun oynanmaz.Ne zaman askerin ülke yönetimi konusu gündeme gelse aklıma  bu olay gelir.Yüzümde oluşan acılı gülümseme öfkeye  dönüşür.Asker o kadar kendinden emin ki vatandaşın nasıl yöneticileği bir yana,nasıl davranacağı hakkında bile karar verecek kadar kendisini yetkili görüyor.

                                        Yıllardan beri  şu söyleniyor,Türk Milleti doğuştan askerdir,her Türk asker doğar,Türk Ordusu peygamber ocağıdır,ordu milletin ordusudur,ordu güçlü olursa devlet de güçlü olur.1950 li yıllardan bu yana seçimle iktidara gelen sisteme muhalif hükümetlere karşı yıpratma politikasıolarak,şu sloganlar  atılmaya başlanır;ordu millet elele,ordu gençlik elele,ordu düşmanlarına göz açtırmayalım,ordumuzu yıpratmalarına izin vermeyelim gibi yaklaşımlarlaelerle silahlı gücü arkasına alarak yıllarca sözde siyaset yaptılar.Ordumuzu yıpratmayalım diyenler ve ordu içinde oluşmuş cuntacı anlayış ordumuzu gerçekten yıprattılar.Askeri darbe dönemindeki halka yapılan  baskı ve işkencelerle birlikte talan ve soygunun artış göstermesi,sivil yöneticilerce denetlenmemesi,yapılan yanlış uygulamaların soruşturulmaması,Kürt sorununun çözümünde ayak direnmesi,Şehit olan askerlerin ailelerinin çoğunlukla yoksullardan oluşması;halkta şu soruların oluşmasına neden oldu.Neleroluyor,dünyanın en büyük ordularından birisine sahibiz fakat başarılı olamadı.  Ergenekonla başlayan  soruşturmalar bizlere şunu apaçık gösterdi,karargah asli görevini bırakıp iç politikada at koşturuyor.İleri sürülen iddialara karşılık merkez medyayı da arkasına alarak olayları çarpıtarak,demokratlara göz dağı vererek gerçekleri karartmaya çalıştılar.(iki el bombasıyla darbe mi olur,yeraltındaki silahları polis kendisi koymuştur,belge değil kağıt parçası,lav silahı değil boru gibi bir sürü zırvalıklar ürettiler.)

                                        Artık öyle bir noktaya geldik ki,Türkiye ya eskisi  gibi yönetilecek ya da çağa uygun kriterlere uygun olarak yönetilecek.Arap baharı başladığında ,dünyayı okumakta inat edenler bu rüzgarın bizi de etkileyeceğini  AK Parti iktidarının alaşağı olacağını ileri sürüyorlardı.Doğru rüzgar Ortadoğuda dikta yönetimlerini alaşağı ediyor,kitleler ilk defa bu boyutta baş kaldırıyorlar.Bizde göreceli de olsa demokratik bir yapı söz konusu,ülkede sivil yönetim var ama,söz sahibi sivil ve askeri bürokrasi,işte bizdeki bu yapı demokratik yollarla iş başına gelen halkın vekillerinin reformlarıyla yıkılıyor.Arap ülkelerinden farkımız elbette olacak,150 yıllık demokrasi geleneğine sahibiz.

                                        Türkiye’de ilk defa bu boyutta komutanların istifası ,yukarlarda bekleniyordu ama bizler için sürpriz oldu.İlk önceleri çoğu insan acaba bundan sonra ne olur diye merakla beklerken,Çankaya’dan her şey yolunda diye mesajın gelmesi toplumu rahatlattı.Bazıları buna askerlerin demokratik hakları diye olayı,baskıcı yönetime karşı tepkiymiş gibi göstermeye çalıştılar.Aslında onlar da şunu çok iyi bilmekteler;artık bundan sonra askerin yeri kışlası olacaktır,ülke yönetiminde siviller söz sahibi olacaktır.Sevgili yoldaşım Nabi Yağcı’nın dediği gibi bu sessiz devrimin en önemli adımlarından biridir.Daha çok yolumuz var,işler o kadar kolay değil.

 

NOT:Kalıcı konutlar yolu üzerinde yapılan Türkiye haritasında ne Marmara Denizi,nede boğazlar yer almamış,ayrıca iki haritada  hatalı çizimler söz konusu.İsmail Bayram başkanım,bu yanlışlığı en kısa zamanda düzelteceğinize inanıyorum.Tüm  Müslümanların  Ramazanlarını kutluyorum.

 

  • Abone ol