2011-2012 Eğitim ve Öğretim yılına girerken, eğitimde biriken çözülmemiş sorunlara, bu yılda yenileri katılarak, sorunların daha da büyümesine neden olmakta. Gerçi Türkiye’de eğitim görenlerin sayısı Avrupa' da ki birçok ülke nüfusundan fazla. Tabii bu bir mazeret olamaz. Maalesef hala eğitimin ana sorunu olan derslik ve öğretmen sorununu çözemedik, sınıflarımız kapasitesinin üstünde öğrenciyle dolu, branş öğretmen açığımız hala giderilmemiş. Buna karşılık binlerce öğretmen kapılarda iş beklemekte, bunlara gerekçe olarak da etkili ve yetkililer bütçenin yeterli olmadığını ileri sürüyorlar. Gerçi son yıllarda eğitime ayrılan pay arttırıldı ama hala yeterli değil. Aslında bir ülkenin yapması gereken en önemli yatırım, eğitime yapılanıdır. Çünkü buradan alacağın verimle geleceğini inşa etmiş olacaksın. Bu yüzden ülkeler ve en küçük birim olarak aileler eğitime yeterli pay ayırmalılar ki ileride hem toplum, hem de aileler rahat etsinler. Bir Çin atasözü var; kısa vadede verim almak istiyorsan kavak dik, uzun vadede verim almak istiyorsan adam eğit diye. Hala devam eden bu kirli savaşı sona erdirsek, burada bir yılda silaha ayırdığımız parayı eğitime harcasak, eğitimde sorun diye bir şey kalmaz.

      Yukarıda belirttiklerim işin ekonomik boyutu, bu önemli fakat bunun kadar önemli olan, nasıl bir eğitim ve öğretim verilmeli meselesi; 70 milyonu aşan nüfusa sahip olan ülkemiz, çeşitli etnik ve inanç kimliklerinden oluşmakta. İnsanlar çocuklarını eğitirlerken, aidiyet duyduğu etnik ve inanç değerlerinin çocuğuna da öğretilmesini ister. Bundan dolayı, ana dilde eğitim ve inanç eğitimi, günümüz dünyasında eğitimin olmazsa olmazlarındandır. Hemen tepki gösterenleri duyar gibi oluyorum, bazıları bu ülkeyi böler, bazıları da şeriatın gelmesini mi istiyorsun diyeceklerdir. Aslında bugüne kadar yapılan, tek tip insan yetiştirmeyi amaçlayan eğitim anlayışı ülkemizde hiçbir zaman gerçek barışı sağlayamamıştır, sağlayamaz da. Ders kitaplarına baktığımız da hala aşırı şoven, ayrımcı kutuplaştırmaya yönelik, gerçekler tahrif edilmiş, ezbere yönelik, neden, niçin sorusunu soracak beyinler yerine itaatkâr, evet efendimci, sevgiden uzak insanlar yetiştiriyoruz. Öğretmenlik yaptığım yıllarda şahit olduğum en ilginç olaylardan birisi, kız arkadaşına mektup yazan öğrencinin cezalandırılmasıdır. Bu anlayışın yıllarca egemen olduğu eğitimin yetiştirdiği insanlar sokaklar da birbirini boğazlıyor ve hala bu ülkede birileri ev sahibi, birileri kiracı, birileri vatansever, birileri vatan haini. Daha düne kadar, güzelim insanları hain ilan ederek yurttaşlığa yeni kabul etmedik mi?

       Eğitimin en önemli ayağından birisi de öğretmenlerimizdir. Şimdilik yeterli görmeyenler olabilir ama pırıl pırıl öğretmenlerimiz yetişiyor. Dün öğretmen olmak istemiyorsan dershaneye gel diyen durumdan, bugün öğretmenlik sıralamasının geldiği yer bence çok önemli. Uzun yıllar bu ülkede öğretmenler her kötülüğün sorumlusu olarak gösterildi, ayrıca öğretmenim diyene ikinci işin ne diye soruyorlardı. O günler şimdilik geride kaldı, diyebiliriz ama sorun yok anlamına gelmesin. Bu ülkede eğitimcilerin örgütlenmesinde çok acılar çekildi, bu mücadelede yaşamlarını yitirenler, meslekten atılanlar oldu. Demek istediğim; sendikal haklarımızı kullanırken geçmişten ders çıkartmalıyız. Bakıyorum bazıları hala karamsar, her yapılan işe karşı çıkma, kendilerine siyasi bir misyon seçme, ders kitaplarının ulusal değerlerden uzakmış gibi, anadilde eğitime şovence karşı çıkmaları, bazılarının da parsadan pay kapmaya çalışmaları, günümüz sendikacılığına uymayan yaklaşımlar. Artık sendikalar, salt ücret için mücadele eden, siyasi partiymiş gibi hareket eden, çatışmacı, uzlaşmaz yapılar yerine, dünyayı okuyan, üyelerinin mesleki gelişimine katkı sunan, kendi alanında projeler üreten, verimliliği artıracak programlar üreten, uzlaşmacı, barışsever, siyasi partilerin kuyruğuna takılmayan oluşumlar haline gelirse, hem üyelerine, hem de eğitime daha yararlı olurlar düşüncesindeyim. Örneğin yeni anayasa çalışmaları için eğitim sendikalarımız, eğitim ile ilgili görüşleri nelerdir veya alternatif ders kitapları hazırlayarak bakanlığı bu konuda daha yapıcı çalışmalar içine yöneltebilirler. Sendikalar gerçekten eğitimde atılım yapılmasını istiyorlarsa, eğitimin zaman geçirilmeden yerel yönetimlere bırakılmasını savunmalılardır.

          Sevgili velilere; çocuklarınıza sahip çıkınız, okulları ve öğretmenleri çok sıkı denetleyiniz ki verim alınız.          

 

      

  • Abone ol