Başbakan  Erdoğan’ın Dersim olayları nedeniyle devlet

adına özür dilemesiyle başlayan tartışmalar sürerken, TKP Genel Sekreteri sayın Nabi Yağcı’da kendi adına ve arkadaşları adına özür dileme kervanına katıldı.Bu açıklamadan sonra gerçekten, kendi adıma bir solcu olarak tarihi ne kadar yalan yanlış bildiğimi  veya ideolojik olarak tarihi nasıl da tek yanlı olarak yorumladığımı gördüm.Bu durum yalnız benim başına gelmiş değil, Türkiye’de solun tarihsel gelişiminden kaynaklanan, ekonomik ve sosyal yapıyı analiz ederken,Marksist ve Leninist ideoloji kalıpları içinde değerlendirmek zorunda kalınması, dünya komünist hareketiyle bütünleşme arzusu,20 yüzyılda Lenin’in ortaya koyduğu emperyalizm kavramıyla, marksist sol ulus devletin yanında yer aldılar.Aslında ulus devletin kurucusu burjuva sınıfıdır, (solun en büyük düşmanı) oysa Türkiye’de bırakın burjuva sınıfını,burjuva yoktu, onun rolünü asker ve sivil bürokrasi üstlendi.Ulus olmadan yukardan aşağıya ulus ve ulus devleti yaratılmaya çalışıldı.Çağına göre daha ilerici konumda görünen bu yapılanma sol tarafından da destek gördü.Yukarıdan aşağıya doğru uygulanan baskıcı politikalar karşısında tepki gösteren İslami çevreler ve Kürtler acımasız bir şekilde bastırıldılar,şiddet politikalarının gerekçesi hazırdı; şeriata geçilmesine izin verilemez, ülkenin bölünmesini de asla kabul edemezdik, ayrıca bunlar dış güçlerin (Emperyalistlerin) içerdeki uzantılarıdır.Bizler de solcular olarak emperyalizme karşıysak, o zaman ulus devletten yana olmak en önemli tarihsel görevimizdi.Bu nedenle Şeyh Sait isyanınına, Dersim kıyımına, İskan Kanununa, ayrıca gayrimüslüm vatandaşlara karşı uygulanan ayrımcı politikalara (Varlık Vergisi vs.) karşı sessiz kalındı.

        Bunlardan daha önemlisi, Türkiye Komünist Partisi yöneticilerinin Ankara’ya davet edilmelerine rağmen Trabzon’da Topal Osman ve adamları tarafından boğdurulması, Nazım Hikmet’in 17 yıl boyunca hapiste yatırılması, 2.Dünya Savaşı yıllarında Sansaryan Hanında işkenceler görülmesine rağmen her zaman komünistler ulus devletin yanında yer aldılar.Örnekleri daha da çoğaltabilirim.Bu anlayış 12 Eylül dönemine, hatta Sovyetler Birliği’nin dağılmasına kadar sürdü.Bu yüzden bizlere tarih , ideolojik perspektifler doğrultusunda öğretildi.Yakın zamana kadar,Seyit Rıza’nın mezarının kayıp olduğunu, İskilipli Atıf Hocanın idamının gerekçesinin şapka devriminden önce bu konuyla ilgili yazmış olduğu kitapdan dolayı cezalandırıldığını, Ermeni Tehciri gibi olaylardan bi haberdik.Haberi olanlarda konjuktürel olarak olayları farklı yorumluyorlardı.

     Bütün bunları irdelemekteki amacım; geçmişi tu kaka gösterip ve buradan bir takım çevrelere malzeme sağlamak niyetinde değilim.Yalnız dün bu oyunu çok iyi oynayıp,halkı yani bizleri  farklı mecralara iteleyerek düzenlerini sür git devam ettirmek isteyenlere, bir sözüm var.Artık gerçek solcular( O kadar çok solcuyum diyen varki, o yüzden bu ifadeyi kullandım.) sizlerin bu oyununa gelmeyecekler, gerçeklerin gün ışığına çıkmasıyla olayları daha iyi tahlil edip, oluşturulmak  istenen yapay düşmanlıklara prim vermeyip, sağlıklı kararlar alabilecek bir konuma gelmişlerdir.Bundan dolayı,devletin bu konularda özür dilemesi( Gerçi özür dilenmesi gereken bir çok olay var.) anlamlı ama bunun devamı getirilmeli, bugüne kadar gizli kalmış olaylar açığa çıkartılmalı, kirlerimizden kurtulmalıyız.

      Bende kendi adıma, tarihten edindiğim kirli bilgilerden arınmaya çalışıyorum.

      

  • Abone ol