2011 yılını uğurlamaya birkaç gün kala şöyle geriye doğru baktığımda, 12 Eylül referandumunun olumlu sonuçlanması ve toplumda yaratılan aşırı iyimserlik duygusu beni de içine almıştı. Sanki yeni yıla dörtnala girer gibiydik, önümüzde seçimlerde vardı, demokrasi konusunda daha da ileri adımlar atılacak, Ergenekon davasında önemli aşamalar kaydedilecek, faili meçhul cinayetlerin üzerine gidilecek, bugüne kadar mağdur edilmiş insanlarımızın gönlü alınarak, bu konuda yasal düzenlemeler yapılarak, demokrasimizin daha da kuvvetli hale getirileceği, toplumda yaratılmaya çalışılan kamplaşmaları eritmeye yönelik önlemler alınacağını bekliyorduk, bekliyordum. Ayrıca seçimler de yapılmış, mevcut iktidar oy oranını artırmış, güçlenerek seçimlerden çıkmıştı. Seçimlerden sonra ne oldu, neler oldu da toplumda oluşan bu pozitif ortam, gün geçtikçe yerini karamsarlığa bıraktı. Seçimlerde, sisteme karşı olarak bildiğimiz AKP ve BDP nin başarılı olması toplumda heyacan yarattı.Zannettik ki; bu iki parti sistemin değişmesi ve dönüşmesi yönünde ortaklaşa çalışmalar (Anayasa ve Barışın sağlanması) yapacaklar ve Türkiye’yi kamburlarından kurtaracaklar.Heyhat! Ümitlerimiz gelecek bahara kaldı. İşin en kötüsü toplumda oluşan heyacan (Anayasa konusunda,demokrasi konusunda) gün geçtikçe sönümleniyor.Birde bunların üstüne Fransa Parlamentosunun aldığı karara gösterilen ilkel, aşırı milliyetçi tepkiler,Sarkozyi güçlendirmekte adete yarış edildi.

     Yazdıklarıma bakarak sakın enseyi karartmayın.Güzel şeyler olmadı mı. Gençliği sokaklara çıkartmak için oynanan oyunlar tutmadı. En güzel hareket bakanın, protesto eden öğrenciyi yanına çağırtarak konuşmasını sağlaması ve tepkilerin demokratik şekilde gösterilmesinin en  güzel örneklerindendi. Genel Kurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının istifa etmelerinin olağan karşılanması, devletin PKK ile görüştüğünü resmen kabul etmesi ve toplumun bunu onaylaması, Sayın Erdoğan’ın Dersim olayı nedeniyle Alevi Kürtlerden özür dilemesi, Sayın Bülent Arınç’ın bütçe görüşmeleri sonunda yaptığı konuşmada Kürtler’e tüm kimlik haklarının verileceğini söylemesi, kayda değerdi. İlginç olan buna MHP ile PKK nın karşı çıkmasıydı.(MHP yi anladım

da,PKK yı anlayamadım) Böyle bahar havası eserken, İçişleri bakanının konuşmaları da tüy dikti. Yılın flaş olaylarına devam edersem, şike yasasını unutmayalım.Gençlik ve spordan sorumlu bakana bir önerim var, sakın bizi anlama özürlü gibi görmeyin.Sizin ne söylediğinizi bizler net anlıyoruz da, siz yaptıklarınızın iyi şeyler olmadığını bildiğiniz için anlatırken zorlanıyorsunuz.Madem yapılan doğru ise, inanıyorsanız(yasayı yapan sizlersiniz)çıkarsınız ortaya çatır çatır savunursunuz.(58. Madde için de geçerli)

     Son günlerde hem yerel basında, hem de ulusal basında Düzce Üniversitesi ile ilgili hiç de hoş olmayan haberler yer alıyor.Düzce’de yaşayan birisi olarak çok rahatsızım.Benim rahatsızlığım kişisel değil, bu olaylardan Düzce çok şeyler kaybediyor.Üniversitedeki heykeller yeni mi yapıldı, Rektörlük seçimlerinden sonra mı cinsel tacizler başladı, hastanedeki bölümler daha evvel tamamlanmışmıydı.Bu sorulara devam edebilirim mesele bu değil, anladığım kadarıyla 15 Ocakta Sayın Cumhurbaşkanımız Düzce’ye geliyor, ona şu mu söylenmek isteniyor, senin seçtiğin rektörün yaptıkları bunlar iftihar et. En kısa zamanda Üniversite yönetimi ve AKP yönetimi bu sorunu çözmek zorunda, geçen her gün Düzce’nin zararına olduğunu unutmayın.

  • Abone ol