Yazıya başlamadan önce içimde bir sıkıntı büyür büyür beni nefes alamaz duruma sokardı. Fakat yazmaya başlamamla birlikte sözcükler birbiri ardı sıra dökülürken,sıkıntılarımdan da yavaş yavaş kurtulurdum.Ancak bu sefer böyle olmadı kelimelerle beraber sıkıntı beni terketmedi, gerçi uzun zamandan beri bu ruh halindeyim.Gözlemleyebildiğim kadarıyla yalnız bana has bir durum olmadığını görüyorum. Yazılı ve görsel medyada yazan, çizen yorum yapan,düşünen entellektüel  çevrelerde de durum üç aşağı beş yukarı aynı.Tedirgin ve gerilimli bir bekleyiş,sinir bozucu bir ortam, herkesin bunun sonu nereye varacak düşüncesini yüksek sesle sormaya başlaması, yönetime duyulan ikircikli ve şüpheci yaklaşım toplumun huzursuzluğunu artırmakta.

        Bu havanın uzun sürmesi, toplumun önündeki en büyük tehlikedir.Sonu bilinmiyen bir yöne doğru hızla giden, moturundan homurtulu sesler gelen, bagajından bir takım yüklerin yere döküldüğü, sağlı sollu yalpalayarak, yola devam eden otomobil misali (Şoför kendine ne kadar da ustayım dese de) öylece gidiyoruz, bakalım sonumuz nereye varır. Türkiye’yi bu sıkıntıya sokan, hala vesayetten kurtulamamış olması, gerçi günlük siyasette askerin rolü eskisi gibi değil ama, derin yapılanmanın ayakları hala yerli yerinde duruyor.Son iki olay bunun kanıtıdır.Uludere’de 34 canın göz göre göre katledilmesi ve hala bir ayı aşkın süre sonucunda olayın aydınlığa kavuşturulmaması, ikincisi ise Hrant Dink davasının arkasında örgütlü bir yapının olmayışına mahkemenin karar vermiş olmasıdır. Bu iki olayda Hükümetin sorumluluğunu yerine getirememiş olması; karamsarlığın Türkiye’nin üzerini kara bir bulut gibi kaplaması,gerçekten neler oluyor sorusunu gündeme getirmiştir.Zaman gazetesinden sayın Hüseyin Gülerce şu ifadeyi kullanıyor.”Ergenekon örgütü dimdik ayakta.”Düşünebiliyormusunuz? bu kadar pervasız, bu kadar açık bir şekilde,her şey kamuoyunun önünde cereyan etmesine karşılık mahkemeden böyle bir karar çıkması, 35 insanın göz göre göre katledilmesi ve yürütmenin acilen hesap soramayışı,toplumun geniş kesimi rahatsızlığını ortaya koymuştur.Bazıları hükümeti yıpratmayalım mantığıyla olaylarda sessiz kalmayı yeğlemişler,hatta Hepimiz Ermeniyiz sloganının esprisini anlamazlıktan gelerek milliyetçilere selam çekmişlerdir.Siyasi irade bu kararla sınıfta kalmış, yürütme olarak soruşturmanın önünü açacak, delillerin karartılmasını sağlayanlara karşı idari görevlerini yerine getirmemiştir, hatta sorumlu olabilecek kişileri terfi ettirerek,onları mükafatlandırmıştır.Ölenlerin ailelerinden bir özür esirgenmiştir.Bu iki olayda yürütmenin tavrını anlamakta zorlanıyorum,ayrıca anlayana da hiç rastlamadım.Görüştüğüm bazı AK Parti’lilerin  aynı duyguları paylaşmaları, buna karşılık daha düne kadar AK Parti’ye acımasız bir şekilde saldıranların,Ergenekon yapılanması konusunda hükümete karşı açıkça cephe alanların şu son olaylarda Sayın Erdoğan’ın arkasında destek olmaları da işin başka bir yanı,gelde çık işin içinden çıkabilirsen. Gerçi son zamanlarda yapılan açıklamaları, ayma alametleri gibi görmeyi umuyorum.Ne demişler “her şerde bir hayır vardır.”Dilerim, aklı selim sahibi olanlar bundan iyi bir ders çıkartırlar.

      Geçenlerde, gazetemiz ve Memur-Sen, birlikte bir konferans düzenleyip, Yeni Şafak gazetesinden sosyolog yazar Hilal Kaplan’la, Star gazetesinden Yrd.Doç. Berat Özipek’i konuşmacı olarak Düzce’de konuk ettiler.Her iki konuşmacı daha evvel de konferans için gelmişlerdi ve konuşmalarında referanduma niçin evet diyeceklerini, AK Parti hükümetinin yapmış olduğu refomları niçin desteklediklerini açık bir şekilde söyleyerek demokrat kamuoyundan ilgi görmüşlerdi.Bu sefer aynı kişiler,AK Parti’yi haklı olarak eleştirmeye kalkıştıklarında bazı çevreler ne oluyor demeye başladı.Bu tavır basının bir bölümünde de görülüyor.Dün iyi yapılan şeylere nasıl destek veriyorlarsa (Hiç hesap,kitap düşünülmeden) bugünde yapılan yanlış uygulamalara karşı çıkmaları o kadar doğal.Öküz altında buzağı aramaya gerek yok.Demokrat kalemler görevlerini yapıyorlar.Keşke ana muhalefet partisi Ergenekonu savunacağına, demokrasiyi savunan bir parti olsaydı,işimiz daha kolaylaşırdı..Ana muhalefet görevini,Maalesef Taraf gazetesi ve diğer yayın organlarındaki demokrat kalemler yapmak zorunda kalıyor.Bu yüzden de yetkililer habire Ahmet Altan’a ve diğer yazarlara dava açıyorlar,Mehmet Altan gibi demokrasinin yılmaz savunucularının sesini kesmeye çalışıyorlar.(İlginç 28 Şubatta da askerler Sabah gazetesindeki yazılarına yasaklamışlardı.) Hükümete diyorumki; her sıktığın kurşunla kendi ayaklarını vurduğunun farkında değilmisin.

      

                

  • Abone ol