Küçük bir kasabada yaşayan yoksul ailenin üç kızdan sonra dünyaya gelen dördüncü çocuğuyum. Haftada bir gün pazar kurulur mevsimine göre pazardan alınan meyveleri, rahmetli anacığım paylaştırırdı, ama ne yazık ki bu paylaşım hiçbir zaman adaletli olmazdı. Her zaman bana ablalarımdan daha fazlası verilirdi,gerekçesi de “O erkek, çabuk büyüsün de babasına yelteş olsun!” türünden sözler ederlerdi. Ablalarım itiraz ederlerdi ama nafile, kimse onları ciddiye almazdı. Bu ayrıcalıklı durum beni çocuk yaşta hoşnut ederken, kardeşlerimin öfkesini hala dün gibi anımsarım. Daha çocuk yaşlarda verilen bu imtiyazlar, ilerdeki yaşamamızda ne gibi sorunların habercisi olacağı kimin umurunda? İşte böyle erkek egemen anlayışın hakim olduğu bir kültürün insanlarıyız. Gerçi bugün, dünkü boyutlarda olmasa bile egemen anlayış hala iktidarını sürdürüyor.

Kadının yalnız ekonomik olarak hakkı yenilmekle kalmaz, aynı zamanda “cazibe, şehvet, güzellik, şefkat, itiaat” gibi kavramlarla kuşatılarak erkek egemen anlayışın biçtiği değerler yüklenerek bir eşya, bir seks objesi olarak sıfatlandırılır. Tarihten bu yana egemen erkek olmanın ölçüsü paraya ve kadına sahip olmaktır. Hem Batı, hem de Doğu toplumlarında yaşanagelen budur. Ta ki sanayileşmeyle birlikte kadının üretici güç olarak toplumda yer almasının getirdiği avantajla haklarını aramaya ve mücadeleye başlaması, kadının yaşamında önemli bir aşamadır. 1857 yılında ABD’de dokuma işçisi kadınların daha insanca bir yaşam isteğiyle, eşitsizliğe ve ayrımcılığa, uzun ve insanlık dışı çalışma koşullarına karşı direndikleri 8 Mart, “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı.

Bugün dünya nüfusunun yarıya yakını kadın olmasına karşın, hala kadınların sorunları tam olarak çözülmüş değil. Ülkemizde de  bazı dönemlerde türban bahane edilerek kadın üzerinden politikalar üretilerek iktidar kuvvetlendirilmeye çalışıldı. Ayrıca her gün 3. sayfa haberlerinde kadına yönelik cinayetler, tacizler, işkenceler bitmek bilmiyor. Kadınların sorununu gözardı etmekle, aslında günümüzü ve geleceğimizi karartmış olduğumuzun farkında değiliz.

Kadınlar günü nedeniyle başta rahmetli annem ve paylaşımda hakları çiğnenen ablalarımı (ikisi rahmetli oldu) minnetle yad ediyorum. 36 yıl beraber olduğum sevgili eşimin de kadınlar gününü kutluyorum. Ayrıca mücadeleci kadınlar deyince tanıdığım, bu konuda onlardan bahsetmesem haksızlık yaparmışım hissiyle izninizle onlara yer vermek istiyorum.12 Eylül günlerinde üç oğlunun, farklı hapishanelerde tutuklu olmasından dolayı yıllarca o hapishane senin, bu hapishane benim diye mekik dokuyan rahmetli Makbule Çelen annem unutulur mu? Gençliğinde gözlerini yitirmiş ama, gönül gözü her daim açık olan rahmetli Vijdan Begeç Hanım anımsanmaz mı? Babasını on yıl boyu kundak çocuğuna bakar gibi bakan Şerife Pirhan’ı, ilk çocuğunun kan kanseri olmasıyla hayatı kararan ve yıllarca mücadele veren (maalesef çocuğunu kaybetti.) Nurhan arkadaşımızı anmadan geçemeyeceğim. Daha nice isimsiz, hem ülkemizde,hem de dünyada milyonlarca kadın mücadele vermekte.

 TÜM DÜNYA KADINLARININ GÜNÜNÜ KUTLARIM

  • Abone ol