Türkiye son yılların en şiddetli ve uzun kışlarından birini yaşadı ve hala yaşamaya devam ediyor. Kış kışlığını yapıyor. Düzce’de Cuma günü çok ilginç bir hava olayı yaşandı;  sabah güneşli iken, biraz sonra lapa lapa kar yağarken, yağmur yağmaya ve karlar erimeye başladı, velhasıl bir günde dört mevsimi birarada yaşadık. Havalardan sohbet ederken arkadaşın birinin tespiti ilginçdi. Bugün Düzce’nin havası aynı Türkiye’nin politik havası gibi, bir yandan soğuktan titriyor, bir yandan güneş açar gibi oluyor, tam rahatladık derken arkadan gelen sert rüzgarlar, havanın rengini birden karartıyor. Anadolu’da Kasım 150 yaz belli derler. (Yıl ikiye ayrılır,yaz ayları kış ayları diye) Nevrozla birlikte yaz ayları başlar,kış ne kadar direnirse dirensin yazın gelmesini engelleyemez,aynen bugün yaşadığımız gibi. Ne demiş ozanımız kışın sonu bahardır.

       Türkiye demokrasisine baktığımızda gerçekten yapısal ve zihinsel olarak hep kışı yaşamışız. Ara sıra güneşi görmekle yaz geldi zannetmişiz. Ama ne çare hep aldatılmışız, hep aldatmışlar ve hala yalan söylemeye devam ediyorlar. Yılın hangi ayına bakarsanız bakın muhakkak, ya bir katliam, ya bir cinayet ya da darbe ortamı yaratmak için yaratılan kaos ortamlarını görürsünüz. Ülkeyi uçuruma götürüyorlar diye Başbakan ve bakanları asmışlar, toplumun bir kesimi bu trajik olayı desteklemiş ve alkışlamışlar, on yıl sonra bu sefer üç beş gencin hareketlerini bahane ederek kominizm geliyor diye üç genci asmışlar. Bu seferde öbürleri alkışlamışlar. 90 lı yıllarda bir TV yayınında Mümtaz Soysal’la, Mahir Kaynak’ın tartışmalarını dinledim.Duyduklarıma inanamadım. Mümtaz hoca “sen nasıl bir akademisyen olarak ajanlık yaparsın ayıp değil mi”dedi. Mahir Kaynak’da aynen şunları söyledi.”Ben ajanlığı devletim için yaptım sen ise 9 Mart darbesi için İngiliz gizli servisleriyle işbirliği yaptın” dedi.Gel de çık işin içinden çıkabilirsen. Biz solcular Mümtaz hocayı yıllar boyu solcu bildik. (Rauf Denktaş’ın danışmanı olarak yıllarca beraberdiler.) Mahir hocayı da solcu bilirdik hatta Dev-Genç’i temsilen D.Almanya’ya gönderilmişti. Cuntacı Madanoğlu’nun en yakın adamı olarak toplantıya girenlerin üstlerini arayan adam, kendisi söylüyor teyp göğsümde diye. Ben devletin adamıyım derken (CIA’le beraberdik diyemiyor.) Son günlerde 28 Şubat konusu gündemde. İlk zamanlar 28 Şubatçıları yargılasanıza diye görevdeki cuntacıları korumaya kalkanların paçaları tutuşmaya başladı. Şimdi plağı değiştirdiler, rövanşist olmayalım, intikamcı olmayalım diye, hesap vermekten kaçmaya çalışıyorlar. Tabi ki gerçek 28 Şubatçıları yargılarken çok dikkatli olunması gerekir. O zaman 12 Eylül Anayasasına oy verenleri de mi yargılayalım. İki gazetecinin tahliye edilmesiyle sanki Ergenekon davası bitmiş havasını yaratanların ekmeğine yağ sürülmesin.

   12 Eylül Referandumuyla başlayan bahar havası, yerini nereye terketti. Olumsuzlukları yazıp içinizi karartmak istemiyorum ama, şu son olaylara bir bakın; maden işçileri hala yerin altında çıkartılmayı bekliyor, Tuzla tershanelerinde kazalar bitmek bilmiyor, baraj kapağı patlıyor işçiler boğuluyor,mahkumlar cezaevi arabalarında yanarak ölüyorlar, (Bazı köşe yazarları ve medya kuruluşları cezaevlerinin durumunu tartışıyorlar, çünkü bugüne kadar oraya hiç uğramamışlardı.) deprem, inşaat çadırlarında yanan insanlarımızın vebalini hem hükümet, hem de muhalefetteki partiler çekeceklerdir. Çünkü bu ülkede AB kriterleri uygulansaydı bu katliamlar olmazdı veya en aza inerdi. Başbakan Sivas olaylarında, ceza alanların çocuklarının acılarını dile getirirken(görüntülerde, dışardan içeriye girip perdeleri yakan kişi aranmamış bile, ayrıca açılan dava şeriatçıların devlete karşı ayaklanması diye açılmış. Halbuki devlete karşı işlenmiş bir suç yok ve devlet 8 saat olayları seyretmiş, ortamın olgunlaşmasını beklemişler!) diğer acılara da sahip çıkmalı ve bunların yaşanmaması için reformlara devam etmelidir.

     Son söz olarak militarizm karşısında demokrat olan bazı kalem sahiplerine birkaç sözüm olacak. İktidar bizden diye sakın onları eleştirmekten kaçınmayın, eğer onların yanlışlarını sizler söylemezseniz, en büyük kötülüğü sizler yapmış olursunuz haberiniz olsun. Yalnız siyasilerin değil, toplum olarak hiçbirimizin eleştiriye tahammülü yok. (Bir türlü olgunlaşamadık.) Eğer bir kurumda ister aile olsun, ister şirket, ister dernek, kulüp, parti ve hükümet olsun orada eleştiri yoksa çürüme başlamıştır, insanın hükmü yoktur. Bugün otoriter devletlerde eleştiri yapılamaz, hatta yasalarla yasaklanmıştır ama halk yasayı masayı dinlemez için için eleştirir, kor alevi gibi bir gün gelir alevin önünü alamazsın, kendini de yakar, sizi de. Birde şunu unutmamakta yarar var, dünün zalimlerine ses çıkarırken alkışladığınız insanları, işinize gelmediği zaman küfrederseniz kalitenizi ortaya koyarsınız, haberiniz olsun.

   Hrant’ın davasının kapatılması girişimine karşı tavır aldıkları için, Müslüman aydın, gazeteci, akademisyen ve yazar dostlara selam olsun.(Türkiye’de ilk defa ortak acımız karşısında bir olduk.) Aynı bugün kar yağarken, güneşin kendini göstermesi gibi oldu, ne büyük mutluluk...

  • Abone ol