Türkiyebir haftadan bu yana AK Parti kongresini ve sayın Erdoğan’ın konuşmalarını tartışıyor.Daha doğrusu sayın Erdoğan’ın kongreye damgasını vuran yaklaşımlarını. Çünkü bir kongrenin parti kongresi olabilmesi için,bazı kriterlerin hayata geçirilmesi gerekir ki bunları göremedik.Örneğin; başkandan başka hiçbir konuşmacının olmaması, 63 maddelik yapılacak çalışmaların komisyonlarda görüşülmeden ve delege tarafından onaylanmadan genel kurulda dağıtılması.Bazı gazetelerin temsilcilerinin neden genel kurula davet edilmeyişine verilen cevapta  “Bu bizim özel toplantımız demişti”. (Parti kongreleri kamuyu ilgilendirir.(İki saate yakın süren konuşmasında ülke sorunları hakkında net ve açık görüşler ileri sürmemesi, amacının 2014 de yapılacak başkanlık seçimine dönük mesajlar iletmesi, bu kongrenin parti kongresi olmadığının açık seçik kanıtıdır.En büyük eksiklik de tüm konuşması boyunca demokrasiden tek kelime söz etmemesidir.Bu gidiş hiç de hayra alamet değil.Bir yanda parti, bir yanda sayın Erdoğan.Eğer lider partinin üzerinde yer alırsa, o partinin geleceği sağlıklı değildir.(Geçmişte örnekleri var)

 Kongreden bir gün sonra TBMM ‘nin açılışı sırasında sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün konuşması demokrasi cephesinde olumlu bir hava yarattı, demek ki doğa boşluk tanımadığı gibi,siyaset de boşluk tanımaz.Basın özgürlüğünden, tutuklu milletvekillerine, yeni anayasadan,ifade özgürlüğüne, hukuk devletinden, AB ile ilişkilere kadar olan görüşleri öne çıkarması, bir nevi sayın Erdoğan’a yanıt niteliğindeydi.

  2011 seçimlerinden sonra AK Parti’li bir arkadaş, sonuçlardan çok memnun olduğunu fakat bir yandan da muhalefet yapacak partinin olmadığını belirtince; bende muhalefet AK Partinin içinden çıkar demiştim.Maalesef  AK Parti’nin hala alternatifi olacak siyasi bir partinin olmayışı, Türkiye demokrasisi için büyük bir sıkıntı oluşturmakta.Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün konuşmalarını  da bu sıkıntıyı giderme amaçlı diye düşünüyorum.

2.Ekim.2012 tarihli Taraf gazetesinin sol üst köşesindeki  çoğu kişinin dikkatini çekmiş olacağını tahmin ettiğim fotoğrafı görünce; zirvede yalnız ben var olacam deyince işler değişiyor. Gerçi akıl okumak hoş değil ama, birde vücut dili okumak diye bir şey var.Uzman değilim ama, uzun yıllar öğretmenlik yapmış biri olarak; az buçuk duruştan,bakışlardan ,ellerini tutuşundan, o andaki ruh halini anladığımı zannediyorum.Sayın Erdoğan’ın bakışları buz gibi soğuk ve dostane değil, (Bunun hesabı sorulur cinsinden) eller alkışlamak için aşağıda, (Zoraki ve ayıp olmasın babından) merdivenleri çıkan sayın Abdullah Gül’le bakıştıkları tahmin ediliyor.( Sayın Gül’ün sırtı bize dönük) Başbakan’ın hemen arkasında ise sayın Nihat Ergün de bu durum nereye kadar gider endişesiyle gönülsüz alkışlıyor.İnsanlar içinden geçenleri ne yaparsa yapsın saklayamazlar bir bakış, bir duruş kendini ele verir.

      Aslında bu haftaki yazımın konusu; Türkiye’de bırakın AK Parti’ye muhalefeti esas sisteme muhalefet edebilecek bir oluşumun hazırlıklarını organize eden Eşitlik ve Demokrasi Parti’siyle,Yeşiller Parti’sinin çalışmalarına değinecektim, başka bir yazıda görüşme dileğiyle.

  • Abone ol