Yine çok hareketli geçen günler yaşıyoruz, sanki  bu tempoda yaşamasak sıkılırmıyız acaba.Kavgalı gürültülü ailelerde olduğu gibi sakin,huzurlu, güle oynaya yaşamaya alışık olmadıkları gibi bizler de aynı durumdayız.Bir türlü bayramları ağız tadıyla yaşayamıyoruz, ya kurban derisi kavgası( şu sıralarda gündemde yok) ya da çelenk kavgası, ya da senin bayramın, benim bayramın kavgasından kurtulamıyoruz. Bayramlar yaklaşırken herkes kendi mevzilerine çekilip,saldırı hazırlıkları yaparak kime nasıl, ne kadar zarar veririz hesabında, toplumun büyük bir kesimi bayramlarına sahip çıkarken, ben bundan ne kadar nemalanırım hesabına giren siyasetçiler inanın her zaman zararla çıkıyorlar.

    29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için Taksim’de çelenk koymaya giden CHP İstanbul İl Başkanı görevli askerlere hitaben “ Sizin korumanız gereken cumhuriyete biz sahip çıkıyoruz” diye sitem ediyor.Adama demezler mi, cumhuriyeti kimden koruyacaklar ve de demezler mi ki, cumhuriyeti koruyacağız diye yönetime el koyanlar cumhuriyetin hep ırzına geçtiler.Gerçi sayın Salıcı ben o sözü askerlere söylemedim, diğer sivil görevlilere dedim desede; (Defterdarla,Özel İdare müdürü nasıl korur bilemem) aklıma tek partili döneme ait bir fıkra geldi. Adamın biri meyhanede kafayı bulup evine doğru giderken Allah ne verdiyse, hükümete, devlete, bakana, valiye, yani yöneticilere sövüp sayıyor.Gece bekçileri adamı yakalayıp karga tulumba karakola getiriyorlar.Babacan komser;  bunu niye getirdiniz diye sorunca bekçiler olayı anlatıyor, o sıra işin ciddiyetini anlayan sarhoş aymaya çalışırken komser soruyor; lan sen nasıl devlete, hükümete küfredersin diye kükreyince, sarhoş kem küm ederken birden sayın komserim;  ben küfrettim küfretmesine ama, bizim devlete, bizim hükümete değil, Tanzanya devletine, hükümetine deyince; bu duruma daha fazla tahammülü kalmayan komser;bağırarak ulan sen mi öğreteceksin bana  ben bilmez miyim kime küfredileceğini deyip, atın  bunu nezarete diye sarhoşu kovalar. O hesap bu ülkede;  sivil idareye küfredip askerleri yönetime el koymaya çağıranların kimler olduğunu artık bizler biliyoruz. (Gerçi bu demeci örtmek için bayağı çaba gösterdiler.)

         Son günlerde gündemin baş sırasını açlık grevleri yer almakta.Türkiye’de yaşanan üçüncü büyük grev,12 Eylülde,1994 de ve şimdi.Bu konuda herkes bir şeyler söylüyor; bazıları açlık grevi yok diyor, bazıları bunlar kandırılmış diyor, bazıları da bunları örgüt zorluyor diyor.( Gerçi hepsi zaten örgüt elemanı diye yargılanıyorlar) Daha evvel açlık grevine katılmış insanların yazdıklarına ve konuşmalarına baktığımda; bir insanın kendisini ölüme götüren eylem kararını başkalarının zoruyla almasının mümkün olamayacağını belirtiyorlar.Her ne şekilde olursa olsun, bu insanların hayatta kalması için yetkililerin hemen gecikmeden önlem almaları gerekir.Devlet pazarlık etmez diyorlar, devlet insanlarının yaşaması için her şeyi yapar, bu ağız demokratlara yakışan ağız olamaz.

 Medyada bir yemek fotoğrafı dolaşıp durmakta, sözde BDP’ liler açlık grevi yaşanırken kuzu kebabı yiyorlar diye eleştiriyorlar.Bu  3 ay önce çekilmiş bir düğün yemeği fotoğrafı( Ahmet Hakan’da bende vardım diyor), bunu servis eden de Yeni Akit gazetesi.Bu fotoğrafı Sayın Erdoğan’da, malzeme olarak kullanıyor.Yeni Akit gazetesinin bu yaptığı yeni bir şey değil, onun görevininde artık ne olduğunu bizler iyi biliyoruz. Üzüldüğüm, bu yayın organına bazılarının önem ve değer vermesi, demokrasinin zararına olduğunu kavramaması maalesef.

         Demek ki bu ülkede barikatların kaldırılıp kaldırılmamasına Başbakanlar karar veriyormuş.Fakat bu sefer barikatların kaldırılmasına kimin emir verdiği bilinmiyor diyorlar ama bizler çok iyi biliyoruz, kaldıranın eline sağlık.

          

         

  • Abone ol