Türkiye yine tarihinin en ilginç zamanlarından birini yaşıyor.

Daha düne kadar toplumun büyük çoğunluğunda yaşanan karamsar, kötücül ve belirsizlik hali birdenbire değişerek, topluma yeniden bir canlılık, iyimserlik ve umudun tekrar yeşerdiği bir ortama geçişin yaşanması toplumun önemli kesiminden olumlu tepkilerin gelmesi umut verici.

Buna nedense, hükümetin İmralı adasındaki görüşmelerine devam etmesi, BDP’den Sayın Ahmet Türk ve Sayın Ayla Akat’ın adada görüşmelerde bulunması, görüşmelerin kamuoyuna açıklanması ve bundan sonrada kamuoyunun bilgilendirilmesi kararının alınmasıydı. Ama bir yandan da, acaba Habur olayında olduğu gibi başarısızlığa uğrar mı endişesi de akla gelmiyor değil.

Artık bu sorun ne pahasına olursa olsun çözülsün diyenler toplumun kahir ekseriyeti, bunca yıldır dökülen kanlara yenilerini eklemenin sorumluluğunu hangi vicdanlar kabul eder ki…

  Türkiye’nin ana muhalefet partisinin genel başkanı TV de yaptığı söyleşide ki sözlerini( Atatürk’e karşı olan vatan hainidir) duyunca şaşırdım, hadi bunu söyleyen ulusalcılardan biri olsa amenna anlarım, yeni CHP’den bahsedipde böyle ifadeler kullanmak Sayın Kılıçdaroğlu’na yakışmıyor. Gerçi bir yandan Silivri’ye giderken, bir yandan da Roboski’ye giderek bu çelişkili durum ne kadar devam edecek göreceğiz.

        Geçen hafta AKP MYK üyesi sayın Osman Can’ın yeni anayasa konusundaki konferansı izlenmeye değerdi. Çağdaş, sivil, özgürlükçü ve katılımcı anayasa olmadan ülkede demokrasi kurulamayacağını belirtmesi önemliydi.

     Yıllardan beri kendisine sol diyen çevreler, hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin tek tip giyinmelerine ve kılık kıyafet yönetmeliğine(Memurların) karşı olduklarını belirtmişlerdi. Şimdi ise hala ben solcuyum diyenlerin bazıları 12 Eylül’ün yönetmeliklerini savunup, kılık kıyafet serbestliğine karşı çıkmalarını nasıl solculukla bağdaştırıyorlar anlamadım, anlayan beri gelsin.

Buna karşılık Eğitim-Bir sendikası ise”devlet kıyafetime karışma” diye karşı çıkıyor. İlginç olan ne biliyor musunuz, herkes ideolojine uygun olanı destekliyor, uymazsa karşı çıkıyor.

Özgürlüğün ideolojisi olmaz, herkesi kapsar, çünkü özgürlük hava ve su gibidir.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nden daha evvel bahsetmiştim; 4 Ocak Cuma günü partinin Eş sözcüleri olan Sayın Ali Arif Cangı ile Sayın Sevil Turan Düzce’ye gelerek partinin görüşlerini Düzcelilerle paylaştılar. Bugüne kadar kurulan(sol) partilerden farklı olarak, ezber bozan, tabuları olmayan, ana hedefi katılımcı demokrasinin inşasını sağlamayı amaçlayan ve ilk defa çevrenin korunmasını ön plana alan, tüm dini inanışlara eşit mesafede olup, inanç özgürlüğünü savunan, tüm etnik kimliklerin kendilerini ifade etmesi için uğraş veren bir parti olması, ayrıca etkili muhalefet eksikliğini giderecek iddiasında olması demokrasimiz için önemli bir kazanım.

 Düzce’ye hoş geldin YEŞİLLER VE SOL GELECEK PARTİSİ…

 

 

  • Abone ol